Güneşin gökyüzünde parıl parıl parladığı sıcak bir günde gözüme bisikletim çarpmıştı. Bu sıcak günde adeta ona binip gezmem için bana yalvarıyor gibiydi. Ben de dayanamayıp bindim, fakat dizlik, dirseklik ve kask gibi ekipmanların bu sıcak havada beni bunaltacaklarını düşündüğüm için onları giymemeye karar verdim. Bisikletimle gezerken ileride dik bir yokuş gördüm. Bu sıcak havada o yokuştan aşağı inmenin beni ferahlatacağınmı düşündüm. Rüzgar yüzüme vuruken yokuşun sonuna yaklaşmaktaydım ve frene basarak yavaşlamak istedim. Fakat frenim tutmuyordu, ne yapacağımı bilemediğim için kendimi yere attım. Kolum ve dizimde sıyrıklar oluşmuş ve çok acıyordu. Hemen eve gidip anneme pansuman yaptırdım. Aradan günler geçti ve yaralarım iyileşti.
Dışarıda hafif rüzgarlı ama sıcak bir hava varken yine gözüme bisikletim çarptı ve ona binmeyi çok istiyordum. Fakat önceden yaşadığım kaza aklıma geldi ve hemen eve gidip tüm ekipmanlarımı aldım. Bunu gören babam bana gülümseyerek, “Sütten ağzın yandığı için artık yoğurdu üfleyerek yiyorsun heralde” dedi. Ben de ona gülümseyerek her zaman dikkatli olmakta fayda olacağını söyledim. Hemen dışarı çıkıp tüm koruyucu ekipmanlarımı giyip bisikletimle güven içinde keyifli bir gezinti yaptım.
