Güneş daha yeni doğarken, yeni açan bir çiçek gibi etrafı aydınlatmaya daha yeni başlamışken Zeynep gözlerini açtı. Geceden beri içinde kıpır kıpır, durmak bilmeyen bir his vardı. Hıdırellez’in büyüsü ona da dokunacak mıydı? Kim bilir! Ama umut etmekten zarar gelmezdi. Gül ağacının altına bıraktığı dilek kağıdını hatırladı. Üzerine titizlikle yazdığı birkaç kelimenin gerçekten hayatını değiştireceğine inanmak istiyordu, gerçekten buna derinden inanabilmek istiyordu. Ancak bu zamana kadar dileklerin gerçekleştiğini hiç görmemişti, ve geçen her gün daha da umutsuzluğa kapılıyor, düşlerinin gerçekleşeceğine daha ve daha da az inanmaya başlıyordu.
Kalktı, pencereye yöneldi. Serin bahar rüzgârı yüzünü okşadı. Günün ilk ışıkları evinin içini aydınlatıyordu. Zeynep, bu sabahın sıradan bir gün olmadığını hissediyordu. Gül ağacına doğru yürümeye başladı. Çimenler hâlâ çiğ damlalarıyla kaplıydı, ayakkabıları ıslanıyordu. Kalbi hızla çarpıyordu. Dilek kağıdını koyduğu yere ulaştığında gözleri büyüdü. Kağıt yoktu! İçini tarifsiz bir heyecan kapladı. Acaba rüzgâr mı uçurmuştu, yoksa gerçekten dileği kabul mü edilmişti?
Hıdırellez sabahı kaybolan dilek kağıtları hakkında duyduğu eski hikâyeler aklına geldi. Büyükleri hep şöyle derdi: Eğer dilek kağıdın kaybolmuşsa, Hızır onu almış ve dileğini kabul etmiş demektir. Zeynep bu mucizeye inanmak istiyordu. Gözlerini kapadı ve dileğini hatırladı.
Küçüklüğünden beri içinde sakladığı büyük bir hayali vardı: Ressam olmak. Renklerle dünyasını yeniden yaratmak. Ancak yıllarca ailesinin ve çevresinin “Bu iş seni geçindirmez” sözleriyle hayalini ertelemişti. Ancak bu sabah, mucizelere olan inancı tazelendi. O anda kararını verdi: Hayatını değiştirecek adımı atacaktı.
İlk iş olarak, yıllardır biriktirdiği parasıyla bir resim kursuna yazıldı. Haftalarca devam eden, ellerine kramplar sokan ve sırtına anneannesinin bile çekmediğinden emin olduğu eğitimlerden sonra, ilk parçasını tamamladı. Tuvaldeki renkler, karman çorman olmalarına rağmen bir civcivi anımsatıyordu ona. Balonların bulutların yerine geçtiği bir dünyada çimler üzerinde zıplayıp balonlara değmeye çalışan bir civcive. İlk defa gerçekten mutlu hissetti. Sonra küçük bir sergi açtı. İlk müşterisi ona yaklaşıp, “Bu tabloyu satın almak istiyorum,” dediğinde gözleri doldu. Sanatı birilerinin kalbine dokunuyordu ve bu ona hayallerinin peşinden gitme cesareti verdi.
Aylar geçtikçe, siparişler arttı. Zeynep’in ismi duyulmaya başladı. Gazetelerde, sanat dergilerinde röportajlar veriyordu. Bir yıl sonra, küçük bir sanat galerisi onun eserlerinden birkaçını satın almak istedi. O an, eski hayatını tamamen geride bıraktığını hissetti. Küçük bir dileğin peşinden koşarak hayatını tamamen değiştirmişti.
Artık biliyordu: Dilekler sadece gül ağacının altına bırakılan kağıtlardan ibaret değildi. Onları gerçekleştirmek için cesaretle adım atmak gerekiyordu. Hıdırellez sabahı ona sadece bir işaret, bir “başla” fişeği vermişti. Asıl mucize, onun içindeki cesaretti.
