Bir yaz sabahıydı. “Alarmım neden çalmadı acaba?” diye düşündüm. Olsun, geç de olsa uyanmıştım.
Yataktan kalktığımda annemin beni yemeğe çağırdığını gördüm ama söylediklerini duyamadım. Odadan çıkarken kuşumun bana,
“Annen seni kahvaltıya çağırıyor.” dediğini duydum.
Bir an durup düşündüm. Tam olarak anlamamıştım ama yine de kuşuma teşekkür edip mutfağa gittim. Durum bana çok tuhaf geliyordu. Düşünsenize annenizi duyamıyorsunuz ve onun söylediklerini size kuşunuz çeviriyor!
Kahvaltı sırasında garip bir şey fark ettim. Sanki özel bir gücüm vardı. Dışarı çıktığımda sadece kuşların, kedilerin ve köpeklerin seslerini duyabiliyordum. İnsanların konuşmaları ve arabaların gürültüsü ise neredeyse yok olmuş gibiydi.
Bir süre yürüdüm. Bu sırada köpeklerin kedilere alanlarını nazikçe paylaşmalarını söylediklerini duydum. Hayvanların kendi aralarında konuşmaları bana hem şaşırtıcı hem de ilginç geliyordu.
Yürümekten yorulunca bir banka oturdum. Tam o sırada oturduğum yerden ince bir ses geldi:
“Hey! Lütfen üstümüzden kalkar mısın?”
Şaşkınlıkla aşağı baktım. Meğer bankın altında bir karınca kolonisinin yuvası varmış. Hemen ayağa kalktım.
“Özür dilerim.” dedim ve oradan uzaklaştım.
Bir süre sonra yolda yürürken yaralı bir kaplumbağa gördüm. Ona ne olduğunu sordum. Kaplumbağa sakin bir sesle,
“Merak etme, bunlar eski yaralar, ufaklık.” dedi.
Bana “ufaklık” demesine önce şaşırdım. Sonra sohbet ederken 265 yaşında olduğunu söyledi. O zaman neden bana böyle seslendiğini daha iyi anladım.
Artık eve dönmek istiyordum. Saat sekiz olmuştu. Gün boyunca yaşadıklarım beni hem şaşırtmış hem de düşündürmüştü.
Belki de yarın yeni bir günle birlikte yeni şeyler öğrenmeye devam edecektim.
