Bir gün uyandığımda hiç kimsenin ne dediğini anlayamıyordum ancak köpeğimi anlayabiliyordum. Çok normal bir şeymiş gibi benimle sohbet ediyordu. Ben de ona beni nasıl anlayabildiğini ve onunla nasıl konuşabileceğimi sordum. Bana bilmediğini ancak böylesinin daha iyi olduğunu söyledi. Ona katılıyordum ancak çevremdeki diğer insanların ne söylediğini duyamıyordum. O gün okula gitmedim ve annemden beni hayvanat bahçesine götürmesini istedim. Bu isteğim onu şaşırtmıştı ama kabul etti. Hayvanat bahçesinde bir sürü hayvan vardı; aslanlardan timsahlara, timsahlardan yılanlara, yılanlardan kuşlara bin bir çeşit hayvan.
İlk olarak aslanları dinledim. Gayet mutlu ve iyi beslendiklerini söylediler. Yılanlar, aslanlar kadar olmasa da yine de mutlu sayılırdı. Tek sorunlarının yumurtalarını koyacak güvenli ve sıcak bir yerin olmadığını anlattılar. Timsahlar sularından nefret ediyordu çünkü su kirli, pis ve kötü kokuyordu. Kuşlar ise hiç mutlu değillerdi; evlerini yapacak dal bulamadıklarını, ağaçların az ve kısa olmasından, yemlerinden ve yavrularını besleyecek bir yerin olmamasından şikâyet ediyorlardı.
Ben de sırasıyla hepsini dinlediğim için yönetime bir dilekçe yazdım. Dilekçemde hayvanların suyu, yemleri ve yuvalarındaki eksiklikleri tek tek yazdım ve söyledim. Dilekçem hemen dikkate alındı ve gerekli işlemler yapıldı. Hayvanlarla konuşabildiğim günü bu şekilde değerlendirdim.
