Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. O akşam odamda ödevlerimi yapıyordum, dışarıda yağmur hafifçe yağıyordu. Bir anda duvarlar sarı ve mavi renklere büründü, sanki biri gizlice fener tutmuş gibiydi. Korktum ama merakım daha ağır bastı. Pencereye yaklaştım ve bahçedeki eski ceviz ağacının parladığını gördüm. Işık, kalbimin ritmiyle titriyor; bana bir şey anlatmak ister gibiydi.
Tam o sırada kedimiz Miskin miyavladı ve kapıya doğru koştu. Onu takip ederek merdivenlerden aşağı indim. Ev sessizdi, yalnızca saatin tıkırtısı duyuluyordu. Işığın izi mutfağa kadar uzanıyordu. Masanın üzerinde küçük bir anahtar vardı. Anahtarı elime aldığım anda ışık söndü ve her şey normale döndü. Ama ben artık aynı değildim.
O geceden sonra, dünyada açıklanmayı bekleyen pek çok sır olduğunu anladım. Okulda arkadaşlarıma anlatmak istedim ama kelimeler yetmedi. Anahtarı çekmecemde sakladım, belki bir gün yeniden parlar diye bekliyorum. Her gece yatmadan önce pencereye bakıyor, aynı ışığı arıyorum. Bazen rüyalarımda kapılar açılıyor, gizli odalar ortaya çıkıyor.
Annem büyüdüğümü söylüyor ama ben bunun anahtarla ilgili olduğunu biliyorum. Cesaret edebilirsem onu kullanacağım ve sırrın peşinden gideceğim çünkü maceralar bazen sessiz başlar ve yalnızca dikkatli olanlar fark eder. O ışık bana bunu öğretti, korkudan önce umut vardır. Belki yarın her şey yeniden başlayacak. Ben hazırım. Bekliyorum, sabırla, sessizce.
