2060 yılında, sıradan bir pazar günü sabah altıda uyandım. Kahvaltımı ettim ve kıyafetlerimi giydim. Hava güneşliydi fakat rüzgâr esiyordu. Dışarı çıktım ve biraz sabah sporu yaptım. Her zamanki gibi her şey normaldi.
Evime döndüğümde en son yaşanan olaylardan haberdar olmak için haberleri açtım. Haber sunucusunun suratında garip bir ifade vardı ve bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Sesi açtım ve dinledim. Haber sunucusu, dünyadaki herkesin Türkçe konuştuğunu söyledi. İlk başta inanmadım ve çok şaşırdım. Ardından ekrana bazı görüntüler geldi. Görüntülerde Türkçe konuşan Çinliler vardı ve İngilizce tabelalar Türkçe ile değiştiriliyordu.
Bunun bir mucize olduğunu düşündüm ve neden herkesin Türkçe konuştuğunu merak ettim. Neden İngilizce değil de Türkçe konuşuyorlardı? Bunun cevabını bir saatten fazla düşündüm. Ardından aklıma bir fikir geldi. Başka bir ülkeye gidip insanlara dün yaşadıklarını sorabilirdim. En korktuğum şey ise herkesin sonsuza dek Türkçe konuşmasıydı çünkü böyle bir durumda öğrendiğim tüm lisanlar boşa gidecekti.
Bu düşünceyle yakındaki bir ülke olan Gürcistan’a uçak bileti aldım. Yaklaşık üç gün sonra uçağımın saati geldi. Aceleyle evimden çıktım ve havalimanına doğru yola koyuldum. Dış hatlara girdim ve uçağımı beklemeye başladım. Uçağıma bir saat kala on dakika rötar oldu ve uzun bir rötar olmadığı için şanslıydım. Hava rüzgârlıydı. Bu nedenle umarım daha uzun bir rötar olmaz diye düşündüm.
Böyle beklerken sonunda uçağın saati geldi ve aceleyle uçağa doğru koşmaya başladım. Yol bir saatten biraz fazlaydı. İlk yarım saat sakin geçti fakat inmeye kırk beş dakika kala çok şiddetli bir türbülans başladı. Kanatlar sallanıyordu. Herkes çok korktu fakat uçak kazasız belasız iniş yapabildi. İner inmez bavulumu aldım ve bir otel odası tuttum. Ardından Gürcistanlı gördüğüm ilk kişiye sorular sordum.
— Dün gece neler yaşadınız?
— Dün gece gerçekten tuhaftı. Yatarken kendi dilimi konuşuyordum fakat gece yarısı bir anda uyandım. Dondurucu bir soğuk vardı ve içimde bir huzursuzluk hissi oluştu. Ardından yatağımdan fırladım ve bu dili konuşmaya başladım. Kendi hâlime güldüm. Çok iyi bir dil gerçekten.
— Evet, iyi bir dil. Teşekkürler.
Bu konuşmadan sonra gece yarısı bir olayın yaşanmış olabileceğini düşündüm. Ardından telefonumdan haberleri açtım. Hava durumu gösteriliyordu. Havanın sürekli rüzgârlı, yağmurlu ve soğuk olduğunu gördüm. Olayın bununla bir ilişkisi olabilirdi. Dün gece hava çok soğumuştu. Eksi on beş dereceye kadar düşmüştü. Ardından haberler başladı ve dün gece yarısı bir kamera tarafından çekilen görüntü ekrana yansıdı.
Görüntüde hava çok rüzgârlıydı ve sokak lambaları sallanıyordu. Ardından tam üçü elli iki geçe bir saniyeliğine beyaz bir ışık göründü. Haberlerde sunucu, beyaz ışığın göründüğü anda insanların Türkçe konuşmaya başladığını söyledi. Yıldırım gibiydi. Aynı zamanda yapılan bir araştırmaya göre Türkler hariç herkes aynı seviyede Türkçe konuşuyordu. Yani Türkler bu olaydan etkilenmemişti fakat Türklerin de yaşadığı yerlere yıldırım düşmüştü. Yani Türklerin bu konuya karşı bir koruması vardı.
Birkaç gün sonra bir gelişme yaşandı. Meğerse bir uzay gemisi bu yıldırımı dünyaya atmış. Bu bana o yıldırımı atan kişilerin Türkleri sevdiğini veya Türk olabileceklerini düşündürdü. İnsanlar bir roketle bu uzay gemisinin kaynağını bulmayı önerdi fakat bir taraf Türkçeyi sevmişti ve dünyanın bu hâlde kalmasını istiyordu. Aslında biraz düşününce ben de dünyanın böyle kalmasının iyi olacağını düşündüm çünkü dil öğrenme derdi kalmayacaktı ve herkes rahatça anlaşabilecekti.
Fakat roket fırlatmak isteyenler daha fazla olduğundan roket fırlatma hazırlıkları başladı. Teknoloji gelişmiş olduğundan birkaç saat sonra hazırlıklar bitti ve roket fırlatıldı. Uzay gemisinin bıraktığı egzoz izleri takip edildi.
O anda aynı yıldırım bir daha atıldı. Kendimi İngilizce konuşurken buldum. Herkes İngilizce konuşuyordu. Ardından bir yıldırım daha geldi ve herkes Almanca konuşmaya başladı. Sonra bir yıldırımla herkes Rusça konuşmaya başladı. Sürekli dil değiştirmekten insanlar şaşkına döndü. Bir anda herkes aynı dili aynı anda konuşmaya başladı. İnsanlar panik oldu fakat bir saat boyunca aynı dili konuştuktan sonra herkes yeniden Türkçe konuşmaya başladı ve kaygılanacak bir şey olmadığını anladım.
Ardından kaynağı bilinmeyen bir ses duyuldu. Ses, türlü canlılar arasında kavga olduğunu açıkladı. Yıldırımı da o canlılar atıyordu ve insanları hangi dile çevireceklerine karar verememişlerdi. Havanın soğuk olmasının nedeni ise uzaylıların çok soğuk olan gezegenlerini dünyaya yaklaştırmalarıydı.
Ardından hava daha da soğumaya başladı. Uzaylılar gezegenlerini dünyaya daha da yaklaştırıyordu. İnsanların da kendileri gibi çok soğuğa dayanabileceklerini zannediyorlardı fakat yanılıyorlardı. Böyle giderse herkes donacaktı. O an roketin içindeki bir astronot bir uzaylıyla konuşuyordu. Uzaylı, iyi kalpliydi ve dil konusunda küçük bir kavga ettiklerini söylüyordu. Türkçe konuşuyordu ve kırmızı renkteydi. Ciddi bakışları vardı. Ardından, “Sizin dünya halkı eksi doksan bin dereceye dayanır mı?” diye sordu. “Hayır!” diye bağırdı astronot ve uzaylı hemen gezegenlerini dünyadan uzaklaştırmaya başladı.
Dünya halkı kurtuldu ve uzaylılar dilleri eski hâline çevirdi. Çok mutlu oldum ve Türkiye’ye döndüm. Aylar geçtikçe uzaylıları sevmeye başladık. Onlarla birlikte çalıştık ve teknolojileri çok gelişmiş olduğu için teknolojilerini bizimle paylaştılar. Bu olay benim için büyük bir anı oldu.
