Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Normalde bu saatlerde sokaklar kalabalık olurdu ama şimdi etraf sessizdi. Sadece uzaktan gelen bir köpek havlaması duyuluyordu.
Çantamı sıkıca tuttum ve eve doğru yürümeye başladım. Adımlarım kaldırımda yankılandıkça sanki biri beni takip ediyormuş gibi hissettim. Arkama dönüp baktım ama kimse yoktu. Yine de içimdeki tedirginlik geçmedi. O sırada sokak lambası bir anlığına söndü sonra tekrar yandı. Bu küçük olay bile beni daha çok korkuttu.
Biraz ileride yaşlı komşumuz Hasan Amca’yı gördüm. Elinde poşetlerle yavaş yavaş yürüyordu. Onu görünce içim biraz rahatladı. Yanına gidip selam verdim. O da gülümseyerek “Bu saatlerde dışarıda olmak insana ürkütücü geliyor.” dedi. Haklıydı.
Birlikte yürümeye devam ettik. Eve yaklaştıkça huzursuzluğum azaldı. Kapımızın önüne geldiğimde içimdeki korkunun yerini rahatlama aldı. O an anladım ki bazen karanlık değil, yalnızlık insanı korkutuyordu. Eve girerken derin bir nefes aldım ve kendimi daha güvende hissettim.
