Yaz tatilinin bir sabahı uyanmıştım. Berlin’den beş gün önce dönmüştüm. Berlin konserinde ve öncesinde BTS ile yaşadıklarımı hâlâ unutamıyordum. Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Konserlerdeki ışıklara benziyordu.
Evden dışarı çıktım ve tam sitemizin önündeki stadyumda ücretsiz bir BTS konseri olduğunu fark ettim. Hemen seyircilerin arasına karıştım. İnsanların arasından geçerek en öne geldim ve Jungkook ile göz göze geldim. Jungkook bir anda beni tanıdı ve,
“Aaa, sen Berlin’de tanışıp telefon numaralarımızı verdiğimiz kız değil misin?” dedi.
Beni eliyle sahneye davet ettiği anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Jungkook’a kafamı sallayarak hayır dedim ama bu, onun inatçı egosunu tatmin etmedi. Tabii, en küçük üyeden ne beklerdim ki? Güvenlik aracılığıyla beni zorla sahneye çıkardı.
Sahneye çıktığımda resmen tüm üyeler üzerime atladı ve Namjoon,
“Sen neredeydin? Seni çok özledik!” dedi.
Ben ise sahnede, herkesin ortasında utancımdan kızarıp “Artık izin verirseniz sahneden inebilir miyim, canım inatçı keçilerim?” dedim.
Hepsi bir ağızdan “HAYIR!” diye haykırdı ama ben
“Bu bir soru değildi.” deyip zor bela sahneden indim. Hepsi bana üzgün bir ifadeyle baktı. Konserden sonra onlarla mesajlaştım ve gönüllerini aldım.
