O gün inanılmaz bir gündü. Çünkü her şey, pencereden içeri giren tuhaf bir ışıkla başlamıştı. O anda bu ışıkta bir iş olduğunu anlamıştım. Merak edip onu detaylıca araştırdım ve böyle bir ışığa nelerin sebep olabileceğini öğrendim. Bir an durup düşününce, bu ışığın benim de hayallerimi gerçekleştirebileceğini fark ettim. Bu düşünce beni çok mutlu etti çünkü ben büyüdüğümde basketbolcu olmak istiyordum.
Bu ışığın hayallerimi gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini öğrenmek için sabırsızlıkla ona doğru yaklaşmaya başladım. Işığın geldiği yere vardığımda, orada binden fazla insan olduğunu gördüm. Herkesin kafasının üzerinde, hayallerini gösteren bir baloncuk vardı ve bu hayaller etrafa ışık yayıyordu. İleride çok ama çok uzun bir kuyruk vardı. Heyecanla kuyruğun sonuna doğru ilerledim.
Sırada önümde duranlara bu kuyruğun ne için olduğunu ve neden herkesin bu kadar heyecanlı beklediğini sordum. Bana bunun “hayalleri gerçekleştirme sırası” olduğunu ve sırası gelen herkesin hayalinin gerçeğe dönüştüğünü söylediler. O an fark ettim ki benim de kafamın üzerinde, hayallerimin parladığı bir baloncuk vardı.
Sabırla sırada beklemeye başladım. Beklerken canım sıkılınca, sıradaki birkaç kişiyle arkadaş olup en sevdiğim spor olan basketbolu oynamaya başladık. Aramızda çok iyi oyuncular da vardı, çok kötü olanlar da… Çok sinirli, çok sakin, çok duygusal ve duygusuz oyuncular vardı. Ama her biriyle yaşadığım anlar bana farklı duygular hissettirdi.
Sırada edindiğim arkadaşlarla oyunlar oynayıp antrenman yaptıktan sonra başımı kaldırdım ve gördüklerime inanamadım. Kendimi, Amerika’daki bir NBA takımı olan Oklahoma City Thunder’ın oyuncuları arasında bulmuştum. Üzerimde bu takımın forması vardı. Acaba beklediğim sıra mı bana gelmişti, yoksa hayallerim uğruna çok çalıştığım için bu takımda oynamayı mı hak etmiştim, bilmiyorum. Ama emeklerimin karşılığını almak beni çok mutlu etmişti.
