Artık öyle bir çağda yaşıyoruz ki en basit şeyden hayati önem taşıyan şeylere kadar sürekli birtakım kararlar vermek zorunda kalıyoruz. Sabah kalktığımızda giyeceğimiz kıyafetten akşam ne yiyeceğimize uzanan bu karar verme süreçlerinde insan bir noktadan sonra sıkılabiliyor. Verdiğimiz kararlar da incelenmesi gereken ayrı bir unsurdur. Çünkü karşılaşılan aynı olayda bile farklı kişiler apayrı kararlar verebilmektedir. Bu durum kişilerin yetiştiği ortam başta olma üzere birçok unsurdan kaynaklanmaktadır. Bu da çoğumuzun kafasında bir soru oluşturmaktadır: ‘İnsan gerçekten özgür müdür? Yoksa seçimleri görünmez sınırlara göre mi şekillenir?’.
İnsanların verdiği kararların görünmez sınırlara göre şekillendiğini kanıtlar nitelikte birçok argüman vardır. Bunlardan ilki insanların yaşantılarının kendi ebeveynlerine ve atalarına benzemesidir. Ne de olsa içinde bulunduğumuz hayatımızı şekillendirmek de bizim tercihimizdir, insan çocukken anne babasından gördüğü hayat tarzını benimsemişse ve büyüdüğünde de aynı biçimde yaşamaya devam ediyorsa bu o kişinin görünmez sınırların içinde kaldığını bizlere gösteren bir faktördür. Ne kadar inkâr edersek edelim yetiştiğimiz koşullar bizi hiçbir zaman bırakmayan ve gelecekte de bizi etkilemeye devam edecek bir şeydir.
Bununla birlikte artık her verdiğimiz kararın sonuçları geçmişe göre daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucu olarak da insanlar seçim yaparken eskiden bir kez düşünüyorsa artık on kez düşünmektedirler. Bu da bazı zamanlar insanı gerçekten yapmak istediği şeyi yapamamasına ve kendi özgür iradesinden alı konulmasına neden olabilir.
Bunları bir kenara bırakırsak yaşadığımız toplumun insanlar üzerinde oluşturduğu baskı da seçimlerimize yön veren bir şeydir. Örnek vermek gerekirse hepimizin çevresinde zamanında motor almak isteyen birileri olmuştur. Kişinin motor almayı kafaya koyması zaten o kişinin her koşula hazır olduğunun ve belki de bir hayalini gerçekleştirmeyi hiç olmadığı kadar istediğinin kanıtı değil midir? Ancak hepimizin de tahmin edebileceği üzere o kişi çevresinin baskısına bir süreden sonra dayanamaz ve hayallerinden vazgeçer. Çünkü çevresindeki kişiler meseleye çeşit çeşit peşin hükümlerle yaklaşırlar, kişinin hevesini kırarlar. Bu peşin hükümlerin en başında da motorun tehlikeli ve iki tekerlekli bir araç olması gelir. O insan da belli bir zamandan sonra kendi fikrine sadık kalamaz ve doğal olarak toplumun genelinin doğru bulduğu şeye, motor kullanmamaya, bağlı kalmayı tercih eder. Kısacası hayalini kurduğu motordan vazgeçmek zorunda bırakılır. Bu da bize toplumun da seçimlerimiz üzerinde önemli bir etken olduğunu gösterir.
Konuyu toparlamak gerekirse, önerilen argümanlardan yola çıkarak ve onları göz önünde bulundurarak kişilerin seçimlerinde tamamen özgür olduklarını savunmak yanlış olacaktır. Çünkü dünyada tek başımıza yaşamıyoruz ve göz önünde bulundurduğumuz, etkisi altında kaldığımız birçok unsur vardır.
