Işığı Karla Örteni Bulmak

Odamda oturmuş, dava dosyalarını inceliyordum. İçinden çıkamayacağım kadar karmaşık olan dosya, bir sarmal gibi tam bitti derken tekrar başa sarıyordu. Parçalar küçük, resimse devasaydı ve ben birleştirmeye nereden başlayacağımı bile bilmiyordum. Kumsal Yıldız. Her şey bu isimle başlıyordu ama hikayeyi bitiren bir isim yoktu. 17 yaşındaki genç bir kız. Bütün o karmaşık dosyalarda olanların aksine ne cinayet işlemişti ne de cinayete kurban gitmişti. Hayır, bu sıradanlıktan uzak, ancak Sherlock Holmes romanlarında yaşanabilecek kadar mantıksız bir öyküydü.

Ailesi, son zamanlarda anormal davrandığını söyleyerek bir psikologla görüşmesi gerektiğini söylese de Kumsal onları dinlememişti. En azından annesi ağlayarak bana geldiğinde bunları söylemişti.

“Ona iyi olmadığını söyledik ama bizi dinlemedi. Sürekli saçma bir ışıktan ve haksızlıkla alakalı bir şeylerden bahsedip durdu. Gitmeden önce tam 23 gece aynı saatte bana ‘Gerçek tek bir yerde durmamalıydı. Parçalanmalıydı. Çoğalmalıydı. Kimse tutamasın diye. Onlar hiçbir zaman iyi olan taraf olmadı. Işığı karla örtenleri bulmalısın. Beni anlıyor musun?’ dedi. Ama ben kızımın neyden bahsettiğini hiçbir zaman anlayamadım.”

Annesi ardından bana Kumsal’ın kaydettiği bazı ses parçalarını göstermişti. 23 farklı kayıt. 23 farklı gece. Aynı zamanda birkaç not da vardı. Mürekkebi akmış eski mektuplardan oluşan bir çeşit derleme. Her biri farklı bir el yazısına aitti ve bağlantı yok denecek kadar azdı. Bu tıpkı en başından bir orman yetiştirmeye benziyordu. Kumsal bana sadece birkaç metrekareyi dolduracak kadar fidan vermiş ve benden on binlerce hektarlık bir alan oluşturmamı istemişti.

‘Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.’ 

Kumsal’ın son kaydı bu cümleyle başlamıştı. Sesi telaşlı ve alçaktı, sanki ondan başa kimsenin ne konuştuğunu duymasını istemiyor gibiydi.

‘Çok fazla gölge vardı. Gitmesini engellemediğim için mi her şey oldu, yoksa kalmasını istemediğim için mi bilmiyorum ama ışık o günden sonra hiç uğramadı hayatıma. Sadece gölgeler vardı, şekilden şekile giren, bir görünüp bir kaybolan gölgeler. Onu benden almak istediler. Her gün bunun için geldiler ve ben daha fazla ne kadar onu saklayabilirim bilmiyorum. Gitmem lazım çünkü dönersem her şey daha kötü olur. Beni değil, adaleti bulmanız için kaydediyorum bunları. Hayır, ölmeyeceğim ama bu saatten sonra beni bulsanız bile geç kalırsınız. Işığı bulun. Işığı karla örtenleri bulun ve yıldızı o fırtınadan çıkarın. Çok fazla şey olacak ve eğer beni bulmaya yaklaşmaya çalışırsanız ihanet etmek zorunda kalacaksınız. Saklanarak değil, ortaya çıkarak ihanet edin. Beni anlıyor musunuz? Gerçeği bağırarak değil, ancak fısıldayarak elde edebilirsiniz.’

“Seni anlamıyorum Kumsal.”

Sıkıntıyla iç çektim. Ailesi benden onu bulmamı istiyordu ama Kumsal ölmemesine rağmen onu bulamayacağımı söylüyordu. Bir ışıktan ve onu karla örtenlerden bahsediyordu ama bunların kim olduğu hakkında elimde hiçbir bilgi yoktu. Adaletten bahsediyordu ama ne için adalet aramam gerektiğini bilmiyordum. Başımı ellerimin arasına alarak düşündüm. Bu güne kadar bir sürü dava çözmüş, en imkansız olayları açığa çıkarmıştım ama bu dosya içinden çıkamayacağım kocaman bir labirentti ve sadece girişini bulmak için bile kilometrelerce yol katetmem gerekiyordu. Elimde somut olan hiçbir şey yoktu, mantıksa bu davaya sanki hiç uğramamıştı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Ceketimi alıp dışarı çıktım. Aslı’yı aradım, belki bana yardımı dokunurdu. Aslı küçüklüğümden beri en yakın arkadaşımdı ancak fikir olarak çok benzer değildik. Ben bir dava dedektifiydim, o ise bir doktordu. O yaşatmakla uğraşırdı, bense yaşananlarla. Yine de birbirimizin hep arkasında durmuştuk.

Geldiğinde ona her şeyi anlattım. Biraz düşündü.

“Belki de gölgeler insan değildir.”

“O durumda da Kumsal psikopat bence.” Aslı gülünce ters ters ona baktım.

“Kız normal bir şekilde kaybolmamış ki Aslı, hangi insan doğrudan beni bulun ya da şu davayı tekrar gün yüzüne çıkarın demek yerine ışığı karın altından çıkarın der ki? Anca film sahnelerinde olur böyle işler!” Gözlerimi kapatıp banka yaslandığımda Aslı üzerime eğildi ve kucağıma bir şey bırakıp fısıldadı.

“Belki de cevabı çok uzaklarda arıyorsundur.” Hızla gözlerimi açtığımda Aslı çoktan ortadan kaybolmuştu. Bana bıraktığı şeyse bir mektuptu. Bütün parçaları birleştiren bir mektup. Gönderen Kumsal’dı ve alıcı ismindeyse, Aslı’nın adı yazıyordu!

Sevgili Aslı,

Yanına gelmek beni heyecanlandırsa da hala her şeyi Zeynep’in ellerine bırakmak beni tedirgin ediyor. Onun her şeyi çözeceğinden eminsin ve beni korkutan da bu. Zamanından önce çözerse tutuklanabilir ya da daha da kötüsü susturulabilir ve o zaman bu işi bitirecek kimse olmaz. Işığın ülke olduğunu ve karın da millete yaşanan olayları değiştirerek anlatan, gerçekleri hiçbir zaman gün yüzüne çıkarmayan bir yönetimin olduğunu ona doğrudan söylemeliydik bence. 

Aslı, sanırım yanına gelemeyeceğim. İkinizin de daha fazla işle uğraşmasını istemiyorum. Bir süre ortadan yok olmam gerekiyor. Beni nerede bulacağını biliyorsun.

1 5 6 15 16 28 35 75 00

Kumsal.

O an zihnimin derinliklerinde oyun oynayan iki kız çocuğu gördüm. Oynadıkları oyunda saklanmaları gerekiyordu yoksa canavar Aslı onları yakalardı. Bunu hatırlayınca gülümsedim. Sonra aklıma gelenlerse eve doğru koşmamı sağladı; oyun bitmişti ve ben, onu nerede bulacağımı biliyordum.

“Kumsal, ne yapıyorsun?”

“Aslı bizi bulmasın diye evimizi şifreliyorum.”

“Şifrelenince ne olacak ki?”

“Evin adını sadece biz bilirsek Aslı bizi göremez.”

“Adı ne peki?”

“Ne olsun?”

“Bilmem, şifreli olsun.”

“O zaman sen bir sayı söyle ben bir sayı söyleyeyim böylece gizli kod gibi olur.”

“1”

“5”

“6”

“Ama bunlar sayı değil ki?” Kıkırdadım.

“Olsun, şimdi sayı söyleriz.”

“15”

“16”

“28”

“35”

“75”

“00”

” 1 5 6 15 16 28 35 75 00″

(Visited 4 times, 1 visits today)