IŞIĞIN ARDINDAKİ DÜNYA

Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Işık ne parlaktı ne de karanlık, sanki her şeyin gerçek yüzünü ortaya çıkaran bir filtreden ibaretti. O ana kadar sıradan olan odamda bir şeyler değişmişti, sanki başka bir evrene aitmiş gibi hissettiriyordu. Işık bana o kadar farklı bir atmosfer yaşatmıştı ki hemen “Bu ışık ne?” diye düşündüm. Perdemin ucundan tutup çekiştirdim ve camdan dışarı, insanlara bakmak için yöneldim.

Yolda yavaşça yürüyen, dışarıyı selamlayan, gülümseyen o kadının içini okuyabiliyordum. Oysa dışarıdan göründüğü gibi değildi, içinde fırtınalar kopuyordu. Yüzünde bir tebessüm, aklında karanlık düşler vardı. Ne kadar da tatlı gülümsüyordu.

Hemen karşıya döndüğümde köşede ağlayan minik bir oğlan gördüm. Bir bakışta aklındakileri okudum; arkadaşları onu oyuna almamış, o da oturup ağlamıştı. Artık insanların yüzlerinde gizledikleri duyguları seçebiliyordum. Gülümseyenlerin yorgunluğunu, sessiz kalanların içindeki fırtınayı…

Zaman sanki bir saniyeliğine durmuştu. Daha önce önemsemediğim detaylar, dünyanın asıl hikâyesini anlatıyordu. O an anladım ki mesele dünyanın değişmesi değildi, aslında hiçbir zaman olmamıştı. Mesele bendim. Artık hiçbir şeye eskisi gibi bakamıyordum çünkü dünya, mucizevi bir ışıkla bana kendini göstermişti.

(Visited 9 times, 1 visits today)