Gazetenin manşetinde kocaman harflerle yazıyordu: “IŞINLANMA İCAT EDİLDİ!”
Birkaç saniye boyunca bunun nasıl mümkün olabileceğini düşündüm. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz şeyler gerçek olmuş olabilir miydi? Aslında imkânsız değildi… Ancak garip olan bir şey vardı. Daha yeni icat edilmiş olmasına rağmen, hiç test edilmeden satışa sunulmuştu. İnsanlar çılgına dönmüştü! İnternetteki alışveriş siteleri çökmüş, herkes bir tane alabilmek için sıraya girmişti.
Üstelik fiyatı da beklediğim kadar pahalı değildi. Biraz biriktirsem, benim yaşlarımdaki biri bile alabilirdi! Gazetedeki açıklamaya göre, ışınlayıcı paketiyle birlikte bir tablet de geliyordu. Tablette gitmek istediğin yeri seçiyor, ardından cihaz seni oraya ışınlıyordu. Bu kadar basit! Ama yine de içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı.
İnternetten almak imkânsız görünüyordu, o yüzden en yakın teknoloji mağazasına gitmeye karar verdim. Ancak içimde garip bir his vardı; ne iyi ne kötü… Sadece rahatsız edici bir boşluk. Mağazaya vardığımda devasa bir kuyruğun içinde buldum kendimi. Sanki tüm şehir buradaydı! İnsanlar birbirleriyle itişip kakışıyor, herkes ışınlayıcılardan bir tane kapmaya çalışıyordu.
Saatler süren bekleyişin ardından nihayet sıra bana geldi. Parayı ödedim ve kutuyu heyecanla elime aldım. Kasadaki çalışan üzgün görünüyordu, hatta gözleri boş bakıyordu. Yorulmuş olmalıydı, diye düşündüm. Sonuçta gün boyu aynı ürünü binlerce kişiye satmıştı.
Eve döner dönmez kutuyu açtım ve televizyonu açarak nasıl kurulacağını anlatan bir video aramaya başladım. Fakat ana sayfada karşıma yepyeni bir haber videosu çıktı: “IŞINLAYICI GERÇEKTEN GÜVENLİ Mİ? BİLİM İNSANLARI UYARIYOR!”
İçimdeki huzursuzluk büyüdü. Videoyu açtım ve bilim insanlarının ışınlanmanın aslında ölümcül olabileceğinden bahsettiğini duydum. Onlara göre ışınlanma, kişiyi moleküllerine ayırıp yeniden oluşturuyordu. Peki ya aslında biz yok ediliyor ve yerine bir kopyamız mı yaratılıyordu? Peki ya ışınlanma sırasında hata olursa?
İçimi bir korku kapladı ama merakıma yenik düştüm. Denemeliydim!
Hemen en yakın arkadaşımı çağırdım. Beraber denemeye karar verdik. Önce onu salona ışınladım. Tabletin ekranına dokundum, birkaç saniye sonra ışınlayıcı harekete geçti ve arkadaşımdan geriye sadece bir ışık huzmesi kaldı. Aniden salonda belirdi!
Her şey yolunda gibiydi.
“Nasıl hissediyorsun?” diye sordum.
Bir anlık duraksamadan sonra gülümsedi. “Harika!” dedi. Ama sesinde bir tuhaflık vardı. Sanki o değildi… Ama neden böyle hissettiğimi bile bilmiyordum.
Belki de yan etkisiydi, diye düşündüm. Kendi kendime güldüm ve cesaretimi topladım. Şimdi sıra bendeydi.
Tablette konum olarak salonu seçtim ve ışınlayıcıya girdim. Derin bir nefes aldım. Sonra butona bastım.
Bir anda her şey karardı.
Karanlık sonsuz gibiydi. Sadece üç saniye sürdüğünü sanıyordum ama o an içinde bir ömür geçmiş gibi hissettim.
Sonra gözlerimi açtım ve korktuğum şey başıma gelmişti.
Gövdemin yarısı duvarın içindeydi. Diğer yarım neredeydi? Bilmiyordum. Belki diğer taraftaydı, belki de artık yoktu.
Nefesim kesildi. Kalbim deli gibi çarpıyordu ama sonra… giderek yavaşladı. Yavaşladı… Yavaşladı…
Ve sonunda tamamen durdu.
