Issız Ada

Gözlerimi açtığımda, geçmişin sisleri içinden çıkıp gelen ıssız bir adadaydım. Kuş sesleri, rüzgarın yapraklarla dansı ve dalgaların kıyıya nazikçe vurmasıyla uyanışım tamamlandı. Güneş, altın rengi ışıklarını denize serpiştiriyor; gökyüzü, çocukluk anılarım gibi berrak ve huzurluydu. Ağaçların arasında dolaşan hafif bir tuz kokusu, eski bir yaz gününü hatırlattı. Toprağın nemi, hindistan cevizi kabuklarının kokusuyla karışıyor, her nefes alışımda geçmişe bir adım daha yaklaşıyordum.

Adanın renkleri canlıydı: yeşilin binbir tonu, turkuaz sular ve kızıl gün batımı. Her şey tanıdık ama bir o kadar da yabancıydı. İçimde hem huzur hem de hüzün vardı. Sanki zaman durmuş, sadece ben kalmıştım. Bu ada, unutulmuş bir anı gibi sessizce beni kucaklıyordu.

Ve o an, rüzgarın hafifçe yüzüme vurmasıyla bir şey fark ettim. Yalnızlık sadece bir his değildi, aynı zamanda bir öğretmendi. Adada geçirdiğim her an, bana geçmişin ve anın değerini hatırlatıyordu. Sessizlik içimde yeni bir hikâyeye, yeni bir keşfe davet ediyor gibiydi. Belki de bu adada kaybolmak, kendimi bulmanın en güzel yoluydu.

(Visited 1 times, 1 visits today)