Bir akşam uyandım, etraf karanlıktı. Burası bildiğim bir yer değildi; her zamanki yatağımda değil, sanki yumuşak bir kumun üzerinde yatıyordum. Akşam üzeriydi, hayvan sesleri duyuluyordu ve yanımda kimse yoktu. Hemen ayağa kalkıp etrafıma baktım. Görünen oydu ki ıssız bir adada tek başımaydım.
Hemen karar vermek istemedim; bir patikayı takip ederek ağaçların olduğu geniş bir bölgeye geldim. Yan taraftan aniden bir yaban domuzu sesi duydum. Ancak bu beni ürkütmedi, sanki tek başıma değilmişim gibi hissettim. Ani bir kararla ve uyku isteğime yenik düşerek bir ağacın kenarında uyuyakaldım. Sabah uyandığımda etraf çok daha aydınlık ve cıvıl cıvıldı. Ağaçlardaki meyveler dikkat çekiyordu. Kendimi meyve kokuları arasında buldum. Hemen bir ağaçtan armut koparıp yemeye başladım. Etraftaki izlere bakılırsa adadaki hayvanlar beni görünce kaçmıştı.
Bir anda aklıma geldi: “Ben neredeydim?” Tam o sırada deniz kıyısından bir ses duydum. Bu bir insan sesiydi! Çok mutlu oldum, hemen oraya koştum. Bir grup insan adaya çadır kuruyordu. Onlarla konuşunca öğrendim ki, dün sabah ben de bu grupla geziye gelmişim. Ancak kafamı bir ağaca vurup bayılınca grup beni fark etmeden gitmiş. Oradaki yetkililerle iletişime geçip kendi şehrime geri döndüm. Fakat bu durum beni biraz huzursuz etti çünkü o adadaki ortam bana adeta bir terapi gibi gelmişti.
