Japonya Yapay Zekâ Kongresi 2040

Yıl 2040. Japonya’da bir yapay zekâ kongresine katılıyorum. Peki, benim gibi sıradan bir öğrenci bu kadar önemli bir etkinliğe nasıl katılabiliyor? Aslında cevabı çok basit: Ben orada değilim bile!

Artık bu tür etkinliklere isteyen herkes, dünyanın herhangi bir yerindeki ultra gerçekçi hologram odaları sayesinde katılabiliyor. İlk başta kulağa garip gelebilir ama dünyadaki her mahallede en az bir tane bulunması zorunlu. Bu odalara girdiğinizde sanki gerçekten oradaymışsınız gibi her şeyi görebiliyor, hissedebiliyor; hatta isterseniz koklayıp tadabiliyorsunuz.

Neyse, gelelim kongreye. Etkinlik üç bölümden oluşuyor: Önce konferans, sonra sergi alanları ve en son da atölye çalışmaları yapılacak. Saat 11.50 olmuş bile. Hadi başlayalım.

İlk bölüm her zamanki gibi biraz sıkıcıydı. Ortam o kadar sessizdi ki, kendimi bir teknoloji konferansında değil de eski bir tiyatro salonunda gibi hissettim. Sahnede uzun boylu, iri yapılı, ince yüzlü, kumral saçlı bir adam vardı. Saçları sanki aylardır kesilmemiş gibiydi ve gözlerinin altında hafif morluklar bulunuyordu. Üzerine güçlü bir ışık tutulmuştu; salonun geri kalanı ise tamamen karanlıktı.

Bu kişinin adı Joshua Kanngestein’dı. JK Games’in kurucusu ve bu mükemmel dijital dünyanın yaratıcısıydı. Etrafıma baktığımda başka yüzler seçemiyordum ama burada milyonlarca insanın bulunduğundan emindim.

Konferans sonunda büyük, modern bir kapıdan geçerek uzun bir koridora çıktık. İlk anda gözlerim kamaştı çünkü burası konferans salonundan çok daha aydınlıktı. Etrafım insanlarla doluydu. Herkes sohbet ediyor, ortam arı kovanı gibi uğulduyordu. Sağımda ve solumda sergilenen birçok teknoloji vardı. Çoğu robot ya da gelişmiş hologram gözlükleriydi.

Gördüğüm en ilginç icat ise suyun altında gidebilen bir arabaydı. Bence bu çok mantıklı bir araçtı çünkü denizleri geçerken dev dalgalardan korkmamıza gerek kalmayacaktı. Koridor başta sonsuz gibi görünse de artık çıkışı görebiliyordum.

Sonunda en çok merak ettiğim bölüme geldik. Burası, icatların test edilebildiği bir alandı. Devasa bir açık hava parkına benziyordu ve dört bölüme ayrılmıştı. Şu anda bulunduğum yer çok sıcaktı; güneş vücudumu yakıyordu. Bir başka bölüm ise bembeyazdı, belli ki orada kar vardı.

Sağımda dev bir ağaç duruyordu ve içinden şeffaf baloncuklar çıkıyordu. Muhtemelen bunlar oksijen parçacıklarıydı. Bir anda baloncuklar parlamaya başladı, içlerinden damlalar döküldü ve… su oluştu! Hafif bir yağmur gibi yere düşüyordu. Kısa sürede kurumuş sarı çimler yeniden yeşerdi, çiçekler açtı. Bu bölümde, yaz mevsiminde oksijen ve güneş enerjisinden su üretimi gösteriliyordu. Diğer mevsimlerde neler olduğunu merak ettim.

Dümdüz ilerlediğimde ilkbahar bölümüne geldim. Burası serindi ve kuş sesleri her yeri dolduruyordu. Önümde terk edilmiş gibi görünen bir arı kovanı vardı ama içinde hâlâ bir hareket seziliyordu. Bir anda kocaman siyah bir fare ortaya çıktı. Arıları yemişti ve başka bir kovana doğru hızla ilerliyordu. Neyse ki yukarıdan gelen bir drone fareyi korkutup uzaklaştırdı. Arıları korumak çok önemliydi çünkü çiçeklerin çoğu, polenlerini arılar sayesinde yayabiliyordu.

Sağa döndüğümde sonbahar bölümüne girdim. Turuncu, sarı ve kırmızı yapraklar ağaçlardan süzülerek düşüyordu. Hava yağmurlu ve bulutluydu ama insana huzur veriyordu. Buradaki ağaçlar, yağmur damlaları yere düşmeden onları emiyor gibiydi. Diğer bölümlerdekilerden çok daha fazla oksijen üretiyorlardı. Meğer bu ağaçların biyolojisi, yağmur suyunu oksijene dönüştürecek şekilde değiştirilmişti. Bu sistem, yaz bölümündeki icatla mükemmel bir denge kuruyordu.

Son olarak kış bölümüne geldim. Ayaklarımın altında kar gıcırdıyor, hava iliklerime kadar işliyordu. Burada yeşilimsi metal renkte büyük bir makine vardı. Yerden aldığı karı iki ayrı maddeye dönüştürüyordu: biri suydu, diğerinin ne olduğunu bilmiyordum. Ama çevredeki hayvanların bu maddeden çıkan şeyi kapmak için yarıştığını fark ettim. Gerçekten inanılmaz bir teknolojiydi.

Sonuç olarak şunu düşündüm: Teknoloji, onu geliştiren ellerde çok güçlü olabilir. Doğru kullanılırsa dünyayı kurtarabilir, yanlış kullanılırsa yok edebilir. Eğer teknolojiyi uzayda yeni gezegenler aramak yerine yıllar önce dünyamızı korumak için kullansaydık, belki okyanuslarımız bu kadar kirli olmaz, atmosferimiz daha temiz ve oksijen açısından daha zengin olurdu.

(Visited 5 times, 1 visits today)