Kapı çaldığında sıradan bir gün yaşıyordum. Açtığımda karşımda kendimi gördüm. Ama bu, aynadaki ben değildi. Biraz daha kısa boylu, gözlerinde daha fazla şüphe olan ama aynı zamanda daha saf olan bendim. Dünüm.
Bana uzun uzun baktı, sanki beni çözmeye çalışıyordu. İlk söylediği şey şu oldu: “Neden bazı şeyleri bu kadar çok kafana taktın?” Haklıydı. Eskiden bazı insanların ne düşündüğünü çok önemserdim. Bir hata yaptığımda günlerce utanır, sanki herkes beni konuşuyormuş gibi hissederdim. O ise bana kızıyordu; çünkü aslında hiçbir şey sandığım kadar büyük değildi. “Biraz daha rahat olabilirdin.” dedi. Ama sonra sesi yumuşadı. “Yine de teşekkür ederim.” dedi. “Vazgeçmediğin için.” Gerçekten de zorlandığım zamanlar olmuştu. Kendimden şüphe ettiğim, “Yapamam.” dediğim anlar… Ama yine de devam etmiştim. Belki mükemmel değildim ama pes etmemiştim. Ona baktım ve şunu fark ettim: Onun korkuları olmasaydı ben bu kadar güçlü olmazdım. Onun hataları olmasaydı ben bu kadar şey öğrenmezdim.
Gitmeden önce bana son bir şey söyledi: “Merak etme, her şey tam olması gerektiği gibi oldu.” Kapıyı kapattığımda içimde garip bir huzur vardı. Çünkü artık biliyordum ki dünüm bana kızsa bile aslında benimle gurur duyuyordu.
