Bir Cuma akşamı, okuldan heyecan içinde eve geldim. Çünkü hafta sonu tatile gidecektik. Okuldan gelir gelmez hemen valizimi hazırlamaya başladım ki dışarıdan gelen bir sesle irkildim ve pencereye doğru koştum.
Bir de ne göreyim… Beyaz bir araba, tatlı mı tatlı, alaca renkli, iri gözlü bir köpeğin ayağının üzerinden geçmiş! Herkes köpeğin etrafına toplanmıştı. Hemen annemle aşağıya inip köpeği veterinere yetiştirdik. Zavallının bacağı kırılmıştı. Veteriner bacağını alçıya aldı ve “İyi bir bakıma ihtiyacı var bu zavallı köpeğin.” dedi.
Bu tatlı köpeğe önce bir isim bulduk: Karaburun. Karaburun’u alıp evimize götürdük. Bahçemizde ona güzel bir kulübe yaptık. Günler günleri kovaladı, Karaburun iyileşti ve artık o da evimizin yeni bir üyesi oldu.
Her sabah Karaburun havlayarak bizi uyandırıyor, okula giderken bizi uğurluyordu. Akşamları bizi gördüğünde sevinçten üzerimize atılıyor, her yerimizi yalayarak sanki ne kadar özlediğini söylüyordu.
Annemle hep diyoruz ki iyi ki dışarıdan gelen o ses bize Karaburun’u getirdi. Canım arkadaşım Karaburun…
