Karanlık Sokakta Son Durak

Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Tam geri dönüp otobüse binecekken, otobüsün duraktan ayrıldığını fark ettim. Arkasında bıraktığı dumanın içinden geçip karanlığa kayboluşunu izledim. Şimdi bu karanlık ve sisli sokağın ortasında yalnızca ben ve düşüncelerim kalmıştık. Havanın çoktan kararmasına rağmen bazı sokak lambaları hala yanmıyordu. Daha iyi günler görmüş gibi gözüken apartmanlardan gelen loş ışık hem sokağı aydınlatıyor hem de atmosferi az da olsa yumuşatıyordu. Sokak boyunca ilerledikçe, boyaları soyulmuş apartmanlar ve duvarlar üzerindeki rahatsız edici grafiti figürleri içimi ürpertiyordu. Acaba eve ulaşmama ne kadar kalmıştı?

Artık hava iyice kararmıştı ve tüm sokak lambaları yanıyordu; sokak lambalarının yanmasıyla yerlerde yatan evsiz insanların gölgeleri de ortaya çıkmaya başlamıştı. Çöp poşetlerinden yapılmış yağmurluklar, evlerden çalınmış yamalı yorganlar ve yerlerdeki beyaz tozlar ortamda olan havayı çok da yumuşatmıyordu. Ortamı incelemek için yavaşlamıştım, ta ki evsizlerden biri “Neye bakıyorsun! İlerle hadi!” diye bağırana kadar. Bunu bir işaret olarak alıp hızlandım; ne kadar hızlı yürümeye çalışsam da sanki sokak hiç bitmiyor gibiydi. Bir simülasyonun içindeymişim de sokak her bittiğinde yenileniyor gibiydi. Belki başka bir gidiş yolu vardır diye ara sokaklara bakıyordum ama o sokaklarda kırılmış bira şişeleri, söndürülmemiş sigara çöpleri ve dayanılmaz bir ter kokusu vardı. Çok geçmeden sokak lambaları yanıp sönmeye başladı. Yolda ilerledikçe apartman içinden gelen bağrış sesleri kalp atış hızımı yükseltiyor ve daha da hızlanmama sebep oluyordu. Etraftaki insanları görmeden ve bağırışlarını duymadan yürümeye devam ettim. Çok geçmeden bir polis istasyonuna vardım. Polis istasyonunu görünce içimin rahatlayacağını zannetmiştim ama tam tersi oldu. Bazı insanlar kelepçelenmiş halde duvara yaslanmıştı. Serbest bırakılmak için yalvarıyorlardı; hiçbir suç işlemediklerini ve madde etkisi altında olmadıklarını söylüyorlardı. O kadar korkmuştum ki bakakalmıştım, yerimden oynayamıyordum. Beni fark eden bir polis memuru dışarı çıktı ve “Nasıl yardımcı olabilirim, hanımefendi?” diye sordu. Sanki içeride savaş yaşanmıyormuş gibi sakindi. “En yakın otobüs durağı nerede?” diye sormak istedim. “Burada otobüs durağı yok, hanımefendi ama isterseniz bir taksi çağırabiliriz,” dedi. Korkudan ağızımdan kelimeler çıkmıyordu, bu yüzden sadece kafamı salladım. Korktuğumu anlayan komiser “Bu durumda taksi gelene kadar içeride oturun, size çay verelim, ısının…” diye teklif etti. Yavaşça onu içeri doğru takip ettim. İçerisi beklediğim gibi insanlarlarla dolu değildi; kelepçeliler ayrı bir köşeye götürülmüştü ve ben de arkada bir odaya yerleştirilmiştim. Odanın köşesindeki yumuşak koltuğa yerleşince, bu akşam yaşadığım her şey bir anda aklımda uçuşup gitmişti. Taksimi beklerken koca bir bardak papatya çayı içtim ve gözlerimi kapadım. Çok geçmeden farklı bir komiser “Hanımefendi, taksiniz dışarıda,” dedi. Yerimden kalktım, yavaş ve ağır adımlarla kapıya doğru yürüdüm. Taksinin kapısını açtım ve içeri geçmeden son bir kere komiserin yüzüne bakıp el salladım. Artık güvendeydim.

 

(Visited 7 times, 1 visits today)