Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve elimdeki çantayı daha sıkı kavradım. Şehrin gürültüsünden sonra bu ıssız durak, sanki başka bir dünyaya açılan bir kapı gibiydi.
Yolun kenarından yürümeye başladım. Etrafta ne bir araba geçiyordu ne de bir evden ses geliyordu. Sadece rüzgarın ağaç dalları arasında çıkardığı o uğultu vardı. İçimdeki huzursuzluk, her attığım adımda biraz daha artıyordu. Sanki karanlığın içinde beni izleyen bir çift göz varmış gibi hissediyordum ama arkama bakmaya korkuyordum. Hızlı adımlarla köşeyi döndüğümde, yolun ortasında hareketsiz duran karaltıyı fark edince aniden durdum. Kalbim hızla atmaya başladı.
Yavaşça yaklaştığımda, karaltının aslında sahipsiz, beyaz, siyah desenli sokakta kala kala kirlenmiş bir köpek olduğunu anladım. Hayvan soğuktan titriyor ve mahzun, çaresiz ve ümitsiz gözlerle bana bakıyordu. O an, az önceki korkumun yerini derin bir acıma duygusu aldı. Çantamdan okuldan, öğle yemeğimden kalan salamlı sandviçi çıkarıp önüne bıraktım. Köpek kuyruğunu sevinç ifadesi olarak hafifçe sallayarak salamlı sandviçi yemeye başladığında, içimde bir mutluluk büyüdü. Etraftaki o korkutucu ve gergin havanın yerini rahat ve tatlı bir hava almıştı.
Yolun geri kalanını, peşime takılan bu yeni dostumla birlikte yürüdüm. Evin önüne geldiğimde artık ne karanlık beni korkutuyordu ne de o ıssız yol. Kapıyı açıp içeri girerken arkama baktım; köpek bahçe kapısının önünde huzurla kıvrılmıştı. Onu tekrardan dışarda, bu soğuk bahçede tutamazdım. köpeği içeri alıp onu temizledim, ve ona yemek verdim. Artık bu küçük dostumla geri kalan hayatımı yaşamaya karar verdim. Hatta onun isminin ‘Gece’ olmasına karar vermiştim.
