Bir zamanlar kasabanın en eski kütüphanesinde, yıllardır kimsenin el sürmediği bir kitap kaybolmuştu. Kitap, altın varaklarla süslü kapağı ve gizemli sembolleriyle kasabanın en değerli hazinesi olarak biliniyordu. Herkes onu aramaya başladı ama kitap sanki yerin altına gizlenmiş gibi ortadan kaybolmuştu.
Günler geçtikçe kasabada fısıltılar dolaşmaya başladı. Kitabın kaybolmasının bir sır olmadığına belki de kendi iradesiyle hareket ettiğine inananlar vardı. Genç bir kız olan Elif, bu söylentilere inanmasa da merakına yenik düştü ve gizli bir plan yaptı. Gece yarısı kütüphaneye sızdı, rafların arasında sessizce dolaştı. Tam umutsuzluğa kapılacakken kitap kendi kendine bir ışık yaymaya başladı. Elif, ışığın peşinden giderek kitabı eski bir çekmecede buldu.
Kitabı açtığında, içindeki sayfaların boş olduğunu fark etti. Ama sonra sayfalara dokundukça kelimeler yavaşça belirdi ve kitap ona kasabanın unutulmuş sırlarını fısıldamaya başladı. Kaybolmuş gibi görünen kitap, aslında doğru kişiyi bekliyordu. Elif, kitabın gizemini çözdükçe kasabanın tarihini ve kendi içindeki cesareti keşfetti.
O günden sonra kitap bir daha kaybolmadı sadece Elif’e ve onun gibi merak edenlere hikâyelerini anlatıyordu.
