Soğuk bir kış günüydü. Mırmır adında küçük bir kedi, açlığın sessiz sızısıyla sokaklarda dolaşıyordu. Önünden geçen insanlara umutla baktı; belki biri durur, belki bir lokma verir diye… Ama kimse onu fark etmedi. Gün ağır ağır akşama dönerken Mırmır’ın umudu da yavaşça tükeniyordu.
Tam o sırada, kaldırım kenarında uyuklayan küçük bir fare gördü. Fare, derin uykusunda tehlikenin farkında değildi. Mırmır sessizce yaklaştı. Bu, onun için bir akşam yemeği olabilirdi. Ancak tam o anda fare uyandı ve korkuyla kaçmaya başladı. Sokaklarda nefes nefese bir kovalamaca başladı.
İkisi de bir pazarın önüne geldiler. Fare, son bir hamleyle bir kasanın arkasına sıçradı. Kurtulduğunu sandığı anda ayağı bir tuzağa takıldı. Kasa devrildi, çöpler yere saçıldı. Küçük fare son gücüyle yeniden kaçtı ama Mırmır onu kısa sürede sıkıştırdı.
Her şey bitmek üzereydi.
Mırmır, tam fareyi yakalayacakken durdu. Açtı, üşüyordu ama vicdanı daha güçlüydü. İçinden yükselen bir ses ona durmasını söyledi. Küçük fare titreyen bir sesle konuştu:
“Beni bırak… İleride bir restoran var. Orada iyi insanlar olur. Seni doyurabilirler.”
Mırmır bir an düşündü, sonra geri çekildi.
Birlikte restorana doğru yürüdüler. Onları fark eden bir müşteri, Mırmır’ın halini görünce önüne biraz mama koydu. Mırmır uzun zamandır ilk kez doyana kadar yedi. Karnı doydu, içi ısındı.
Yemekten sonra küçük fareyle vedalaştılar. Her biri kendi yoluna gitti ama o gece ikisi de aynı şeyi öğrenmişti:
Merhamet, bazen açlıktan bile güçlüdür.
