KELİME YAĞMURU

Yeni bir gündü ve ben yine profesörün laboratuvarında ona yardım ediyordum. Deney tüplerini temizliyor, profesörün istediği eşyaları ona uzatıyordum.

Profesör birden bağırdı:
“Hey Niiil, bana sıvı azot ver!”

Sıvı azot mu? Neeeee!
Bir an duraksadım ama sonra laboratuvarın alt katına indim. Üzerinde “Sıvı Azot” yazan şişeyi bulup profesöre götürdüm.

Profesör şişeyi alır almaz,
Bu da son malzemeydi. Hadi püskürtücüyü ver, dedi.

“Yine hangi deliliği yapacak acaba?” diye düşündüm ama püskürtücüyü verdim. Profesör, onu alır almaz bahçeye çıktı ve hazırladığı karışımı havaya püskürttü. Dayanamayıp sordum:
Bu güvenli mi?

Her zamanki gibi omuz silkti:
Bilmem.

Yine delirdiğini düşündüm.

Aradan bir gün geçti. Deneyin hiçbir işe yaramadığını sanıyordum ki profesör beni ofisine çağırdı. Yoldayken yağmur yağmaya başladı… Ama bu bildiğimiz yağmur değildi. Gökyüzünden su yerine kelimeler yağıyordu!

Bir anda kafama doğru “BİTTİ” kelimesi düştü. İçimi tarifsiz bir mutluluk kapladı. Ama yanımdaki yabancı birden ağlamaya başladı. Çok şaşırmıştım. Yol boyunca bazı insanlar gülüyor, bazıları ağlıyor, bazılarıysa öfkeyle bağırıyordu. Herkesin üzerine düşen kelime, duygularını değiştiriyordu.

Hemen profesörün yanına koştum.
Bunu durdurmalısın! dedim.

Profesör ise heyecanla,
Hayır! Önce “harika” kelimesinin düşmesi lazım. Böylece harika olabilirim! dedi.

Uzun uğraşlardan sonra onu ikna etmeyi başardım. Panzehri gökyüzüne püskürttük ve dünya yavaş yavaş normale döndü.

Profesör bana biraz kırgındı ama doğru olanı yaptığını o da biliyordu.

Dört ay sonra profesörün doğum günü geldi. Ona üzerinde “HARİKA PROFESÖR” yazan bir pasta aldım. Çok sevindi. Ama en çok sevindiği şey, bu buluşu sayesinde Nobel Ödülü almasıydı.

(Visited 9.225 times, 1 visits today)