Kelimeler Yağarken

Gökyüzü o sabah gri değil, harflerle doluydu. Bulutlar ağır ağır açıldığında yağmur damlaları yerine kelimeler düşmeye başladı. Kaldırıma çarpan her sözcük bir iz bırakıyor, bazıları parlayıp kayboluyor, bazılarıysa taş gibi ağırlaşıyordu.

İlk damlalar “umut” ve “sabır”dı; tenime değdiklerinde içimi ısıttılar, sanki uzun süredir kapalı kalan bir pencere açıldı. Adımlarım hafifledi, nefesim düzeldi. Sonra rüzgar yön değiştirdi. “Keşke”, “pişmanlık” ve “yetersiz” gibi kelimeler yağmaya başladı. Omuzlarıma düştükçe sırtım eğildi, gözlerim yere kaydı. Bir kelime insanın canını acıtabilir miydi? Evet, bazıları acıtıyordu görünmez yaralar açıyorlardı.

Bir kafeye sığındım. Camdan dışarı bakarken insanların kelimelerle farklı şekillerde baş ettiğini gördüm. Kimi “affetmek”i şemsiye gibi tutuyor, kimi “öfke”yi cebinde taşıyordu. Garson bana “çay” kelimesini uzattı; küçük ama sıcak bir sözcük, avuçlarımı ısıttı. Öğleden sonra yağmur hafifledi. Gökyüzü son bir armağan bıraktı: “devam et.” Bu kelime başıma düştüğünde yaralarım kabuk bağladı. Akşam eve dönerken anladım ki kelimelerden kaçmak mümkün değil; ama hangilerini içeri alacağımızı seçebiliriz. O gün, kelimelerle yürümeyi öğrendim.

(Visited 2 times, 1 visits today)