Bir zamanlar zihnimi, başkalarının başarılarını izlediğim bir hapishane gibi kullanıyordum. Kim daha yetenekli, kim daha önde diye düşünmekten kendi potansiyelimi fark edemiyordum. En küçük bir başarısızlıkta “Ben yapamam” diyerek kenara çekilmek, aslında kendime ördüğüm en kalın duvarmış. Zamanla anladım ki asıl engel rakiplerim değil, kendi yıkıcı düşüncelerimmiş.
Bir gün durdum ve pes etmek yerine zorlukların üzerine gitmeyi seçtim. Hatalarımı gizlemek yerine onları öğrenmem gereken noktalar olarak gördüm. Yanlış yaptığım her soru, eksik olduğum her nokta bana yol gösteren bir pusula oldu. Küçük adımların yarattığı o büyük etkiyi hissetmek, içimde sönmüş motivasyonu yeniden canlandırdı.
Bu değişim sadece derslerime değil, karakterime de yansıdı. Artık fikirlerimi savunurken çekinmiyor ve hata yapmayı gelişimin bir parçası olarak görüyorum. Geçen hafta emek verdiğim bir çalışmanın sonucunu aldığımda içimden şöyle geçti: “Bugün kendimle gurur duyuyorum.” Çünkü artık başkalarıyla değil, dünkü halimle yarıştığımı ve bu yarışı her gün kazandığımı biliyorum.
