30 Kasım, hiç unutmuyorum; soğuk bir sonbahar, hatta kış günüydü. Sabah gözlerimi açtığımda kedim üzerime yatmış uyuyordu. Onu rahatsız etmek istemedim, o yüzden yatmaya devam ettim. Gözlerimi tekrar açtığımda kedim gitmişti.
“Anne!” diye bağırdım, ama cevap gelmedi. Onu duymadığını düşünüp yanına gittim. Mutfakta kimse yoktu. Evin her yerini aradım ama ne annemi ne de babamı bulabildim. Korktum ama ardından “Muhtemelen yürüyüşe çıkmışlardır.” dedim. Bekledim, bekledim ama kimse ortalıkta yoktu. Kuşum, kedim ve köpeğim bile yoktu!
Korkup camdan dışarı baktım, kimse yoktu. Bütün şehir hatta dünya boştu… Ve tabii ben de çığlığı bastım.
“Aaaaaa!”
Arkamdan ürkütücü sesler geliyordu. Döndüğümde gözlerime inanamadım. Karşımda ne bir bitki ne bir hayvan ne de tamamen tanıdık bir varlık vardı. Ona sordum:
“Sen kimsin?”
Gülmeye başladı, ardından bir anda kaybolup tekrar ortaya çıktı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken cesaretimi topladım ve dedim ki:
“Sen benimle saklambaç falan mı oynuyorsun?!”
Tekrar gülmeye başladı. “Sen benim kim olduğumu cidden bilmiyor musun?” dedi. Başımı salladım. Bir an için ona çok üzüldüm varlık hem üzgün hem de mahcup görünüyordu.
Garip varlık yavaşça kapıya doğru yürümeye başladı ve sırıtarak:
“Şimdilik hoşçakal!” dedi.
“Dur, sen kimsin? Nesin? Adın ne? Burada ne işin var? Ben neredeyim?” diye sorularımı ardı ardına sıraladım. Tam cevap vermek için ağzını açtığında alarm sesiyle uyandım. Annem:
“Kızım, hadi geç kaldın!” dedi.
O an telaşla evden çıktım. Bütün gün okulda yaşadığım o şeyi düşünüp durdum. Akşam yatağıma uzandığımda onu tekrar görüp cevap almayı umarak girdim. Acaba onu tekrar görebilecek miydim?
