17 Şubat 2035 Cumartesi, dünyadan ayrılmamızın üzerinden 361 gün geçti. Mars’a yerleşeli neredeyse bir yıl oldu ama hâlâ her şey yoluna girmiş değil. Burada yaşamak, her gün yeni bir sorunla uğraşmak demek. Hava solunabilir değil, yiyecekler sınırlı ve makineler sürekli bakım istiyor.
Günüm, yatağımın yanındaki komodinde çalan alarmla başladı. Uyandığımda, küçük yaşam alanımın dar ve soğuk duvarlarıyla karşılaştım. Mars’ta zaman farklı işliyor. Güneş burada farklı doğup batıyor ve kapalı alanlarda yaşamak bazen insanı sıkıyor.
Bugünün yoğun geçeceğini bildiğim için iş çantamı dün akşamdan hazırlamıştım. İçinde raporlar vardı. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra kahvaltıya oturdum. Buradaki yiyecekler hâlâ büyük bir sorun. Çeşit az. Kahvaltıda yine konservelenmiş yumurta ve protein çubukları vardı. Taze sebze ve meyve çok nadir bulunuyor çünkü bahçemizdeyeterince bitki üretilemiyor.
Yemekten sonra sırt roketime bindim ve toplantının yapılacağı binaya doğru yola çıktım. Koloni içinde ulaşım için kullanılan sırt roketleri kısa mesafelerde iş görüyor ama hâlâ tam güvenli değil. Toz fırtınaları bu araçları etkiliyor. Dışarısı soğuktu ama en azından oksijen seviyem iyiydi.
Toplantının yapılacağı binaya vardığımda roketimi park ettim. Bu bina yaşadığımız sığınaklardan daha büyük ve genişti. Yanındaki başka bir bina ile cam tünelle bağlantılıydı. İçeri girince beni güler yüzlü bir kadın karşıladı ve toplantının en üst katta olduğunu söyledi.
Asansörün düğmesine bastım ve bekledim. İçeri girince benim gibi bilim insanlarıyla doluydu. Herkes yorgun ama kararlı görünüyordu. Mars’ta yaşamak kolay değil. Günler sürekli plan yaparak, hesaplar yaparak ve çözümler arayarak geçiyor.
Asansör yukarı çıkarken insanlar birer birer indi. En üst kata vardığımda yanımda sadece uzun beyaz saçlı, ilginç tavırlı bir adam kalmıştı. Kıyafetleri diğerlerinden farklıydı, kravat takmamıştı ve elinde mekanik aletler taşıyordu. Görünüşü, burada sürekli sorun çözmeye çalıştığımızı hatırlattı.
Uzun süre sessiz kaldım ama sonunda cesaret edip sordum:
“Buradaki en büyük sorun sizce ne?”
Adam gülümsedi ve elindeki küçük cihazı göstererek, “Bence en büyük sorun, burada her şeyin planladığımızdan daha zor olması,” dedi.
Başını hafifçe sallayarak ekledi: “Ama biz buradayız ve elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.”
Bu sözler beni düşündürdü. Gerçekten de, Mars’ta her gün yeni bir sorunla karşılaşıyoruz ama pes etmek gibi bir seçenek yok. Toplantıya girerken içimde garip bir kararlılık hissettim. Belki de, tüm bu zorluklara rağmen burada olmayı asıl anlamlı kılan şey buydu.
