Bugün, Mars’taki ilk yılımı tam doldurduğum gün. Bu kocaman sene içerisinde Mars’ta yaşamanın ne kadar zor olabileceğini bir kere daha hatırladım. Evimden kilometrelerce uzakta, sınırlı miktarda oksijen tüpünün de yardımıyla hayatta kalmaya çalışıyorum. Her gün fırtınalar çıkıyor. Bu incecik atmosferin altında sınırlı yiyecek ve içecek cephanesiyle ancak dayanabiliyoruz. Hala hayal ettiğimiz şekle getiremedik bu gezegeni. Ayrıca gün içerisinde çeşitli sorunlarla karşılaşıyoruz.

Karşılaştığımız en büyük sorunlardan birisi kesinlikle oksijen üretimi. Oluşturduğumuz sistem, oksijeni sudan iyonlar yardımıyla ayrıştırıyor. Ancak gün içerisinde su kaçak verebiliyor, oksijen ayrışmayabiliyor ve biz verilen tüp ve maskelerde sıkıntılar olabiliyor. Genellikle her gün bu sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Anlık olarak sorunlara çözümler üretebiliyoruz ancak bu çözümler sadece günü kurtarıyor.

Bir diğer sıkıntı da yiyecek ve içecek sıkıntısı. Her gün aynı yiyecekleri yemeye, sadece su içmeye alıştık hepimiz ama kaynaklarımızın hızlı tükenmesi işimizi zorlaştırabiliyor. O nedenle her hafta yiyecek içecek cephanesini yenilemeye giden ekip arkadaşlarımız oluyor. Bu durum, yapmamız gerek işleri geciktiriyor. Yirmi beş kişi olduğumuzu düşünürsek bir kişinin eksikliği bile çok kısa bir sürede belli oluyor.

Mars’taki işlerin yoğunluğunu zaten düşünebilen birçok kişi vardır diye düşünüyorum. Dünya saatine göre sabah 6.00’da kalkıp gece 1.00’de yatıyoruz. Kahvaltı ve akşam yemeği molaları haricinde bir güne yakın çalışıyoruz. Yirmi beş kişinin bir günde çıkarabileceği en büyük verimi ancak böyle sağlayabiliyoruz. Bu durum insana Mars’a çıkmanın insanlığa ne kadar büyük bir fedakarlık olduğunu düşündürüp duruyor.

Her gün çeşitli kaynaklara ulaşmaya çalışıyoruz. Altın veya gümüş gibi çeşitli madenler, tuzlu su kaynakları, yeni bitki arayışları yapıyoruz. Burada bulabildiğimiz kaynaklar bizim için son derece önemli. Zaten buraya gelirken ilk amacımız yerleştiğimiz bölgenin çevresini yaşanabilir bir hale getirmek. O nedenle bulabildiğimiz değerli değersiz her şeyi alıp inceliyoruz. Önemli olanları tutuyor, önemsiz olanları geri Dünya’ya götürüyoruz.

Hepimizin farklı farklı görevleri oluyor. Benim bugünkü görevim su kaynağı bulmak için keşfe çıkmaktı. Bulduğum kaynakları elimden geldiği kadar taşımaya çalıştım. Döndüğümde kendi kurduğumuz alandaki bitkilerle ilgilendim. Hepsiyle detaylı ilgilenmem gerekiyordu, çünkü yapacağım ufak bir hata bitkinin ölmesine neden olabilirdi. Aynı zamanda depodaki diğer kaynakları kontrol ettim. Önceki güne göre hangi kaynaktan ne kadar miktarda artış veya azalış olduğunu kontrol etmem gerekiyor. Miktarı değişmeyen veya azalmış olan kaynakları da bu şekilde belirlemiş oluyoruz. Ayrıca laboratuvarı düzenledim. Her gün laboratuvarda çeşitli deneylerle ilgilenen arkadaşlarım var. Laboratuvarda kullandıkları eşyaları belli bir düzen içerisinde koymam gerekiyor ki öbür gün kullanacak arkadaşlar sorun yaşamasın.

Genel anlamda uzayda bir günüm böyle geçiyor. Her geçen gün umutlarımız yeşeriyor. Umuyorum ki bir gün Mars ikinci evimiz olacaktır ve gerçekten insanlar burada bulunacakları için çok mutlu olacaktır.
