Mantı

Yaz tatilinde babaannem ve dedemi görmek için Şile’ye gitmiştik. Yolda İstanbul’dan geçerken, en sevdiğim hayvan olan martıları görme şansım olmuştu. Martıların çığlıkları beni her zaman rahatlatır, içimi huzurla doldururdu. Eve vardığımızda babaannem kapıda bizi gülümseyerek karşıladı. Dedem ise salonda oturmuş bizi bekliyordu. Biraz sohbet edip hasret giderdikten sonra eşyalarımızı odalara yerleştirmeye başladık.

Ancak her şey, pencereden odaya süzülen tuhaf bir ışıkla başladı. Işığın kaynağı, içeri bizi izleyen robot parçalı bir martıydı. Tek gözü kırmızı renkte parlıyor, metal kanatları hafifçe titreşiyordu. “Beni hatırladın mı?” diye sordu. Şaşkınlık içinde onu tanıdım. Bu, her yaz çarşıda gördüğüm, kanadı kırık olduğu için uçamayan martıydı. Ona ”Mantı” adını vermiş, bir zamanlar veterinere götürmüştüm. Ne olduğunu sorduğumda bana geleceğe yaptığı yolculuğu, üzerine eklenen robot parçalarının nasıl takıldığını ve zaman içinde yaşadıklarını anlattı. Saatlerce konuşmuş olabiliriz.

Yaşadıklarımı aileme anlattığımda hep birlikte güldük. Yorgunluktan olsa gerek, hemen uyuyakaldım. Uyandığımda ise kendimi bir tımarhanede buldum. Hangisi gerçekti, hâlâ bilmiyorum.

(Visited 4 times, 1 visits today)