Maskelerin Ardındaki Fısıltı

Gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım. Buz gibi demir bir sedyenin üstünde ,vücudumu tamamen kaskatı bırakan bir pozisyonda bileklerim zincirle bağlı bir şekilde yatıyordum. Yetimhanenin yatakhane bölümünde herkes çoktan uyumuştu, en azından ben öyle sanıyordum. Burnuma kadar çekilen ince battaniye keskin nem kokusunu engelleyemiyordu. Yetimhanenin bu bölümü yıllardır kapalıydı; herkes burada fareler, küf ve unutulmuş eşyalar dışında hiçbir şey olmadığını söylerdi. Ama ben o an, hikâyelerin unuttuğu karanlığa bakıyordum. Tavandaki tek ampul sönükçe titriyor, duvarlardan yankılanan hafif bir uğultu tüylerimi diken diken ediyordu.

Başımı sağa çevirdiğimde duvarda eski bir saat gördüm; akrep ve yelkovan dönmüyor, yalnızca sert bir tıkırtı sesi çıkarıyordu. Burası yetimhanenin yasaklı bodrum katıydı. Hepimizin girmekten korktuğu, geceleri kapısından soğuk bir hava sızdığı söylenen o yer…

Bir anda karanlıktan siyah cüppeli bir figür çıktı. Yüzünü seçemiyor fakat nefesini hissedebiliyordum.
“Beklediğimizden erken uyandı,” dedi soğuk bir sesle. “Güruh’u çağırın.”

Bu kelime içimi delip geçti. Çocuklar arasında dolaşan hikâyelerde geçen o gizemli topluluk… Koridorlarda dolaştıkları, duvarların içinden geçebildikleri, geceleri bazı çocukları gizlice izledikleri söylenirdi. Ama herkes bunların sadece biz zavallı yetimleri korkutmak için uydurulduğunu düşünürdü. Ben de öyle sanıyordum. Ta ki bugüne kadar!

Kapı açıldı ve içeri beyaz maskeli, baştan aşağı simsiyah giyinmiş bir güruh doldu. Maskelerin üzerinde göz yerine siyah boşluklar vardı. Adımları sessiz, duruşları insanlıktan uzaktı. İçlerinden biri ağır bir zinciri havaya kaldırdı.

“Sonunda uyandı .Onu derdest etmek için hazırız, ortamı uygun hale getirin” dedi adeta tüyleri ürperten bir tonda.

Derdest etmek mi?… O kelime de ne demekti? Bana ne yapacaklardı? Beni nereye götüreceklerdi? Neden ben seçilmiştim?

Tam o anda kapının kenarında küçük bir gölge belirdi. İçinde bulunduğum durumdan kurtulmam için  bana yardım edebilecek tek kişiydi gelen : Can dostum Deniz. Yüzündeki korku belirgindi fakat umutsuz görünmüyordu. Elindeki eski fare kapanını bir anda kilide fırlattı. Sedyeyi tutan metal parça kırıldı, bileklerimi bağlayan mekanizma çözüldü.

Aynı anda güruh uğultulu bir çığlık kopardı. Deniz bana doğru koştu.
“Koş! Bizim için, geleceğimiz için koş!” diye fısıldadı Deniz.

Koşmaya başladık. Koridor dar, duvarlar çatlaktı. Adımlarımız yankılanıyor ama arkamızdaki güruhun çıkardığı uğursuz ses onları bastırıyordu. Merdivenlere ulaştığımızda cüppeli figür bağırdı:

“Gölgeleri görünenler asla kaçamaz!”

Merdivenleri tırmanırken nefes nefeseydik. Deniz kulağıma fısıldadı:
“Onlardan kurtulmanın tek yolu gerçeği öğrenmek. Bu yetimhanede bizden gizlenen daha çok şey var.”

Arkama baktım. Merdiven boşluğundaki maskeli güruh hâlâ peşimizi bırakmıyordu. İçimden bir ses, bu acımasız topluluğu bir yerlerden tanıdığımı söylüyordu. Ama emin olduğum tek bir şey vardı: gerçek tehlike daha yeni başlıyordu.

 

Fotoğraf : Terk edilmiş, boş oda, eski bina, Pencereler ...

(Visited 22 times, 1 visits today)