Maskenin Gölgesinde Kalan Benlik

Oscar Wilde’ın ‘İnsan kendi kimliğiyle konuşurken pek az kendisi gibidir, ona bir maske verilirse gerçeği anlatır ancak.’ sözü, bana içten içe bildiğim ama kendime bile itiraf edemediğim bir hakikati hatırlattı: Gerçek benliğimizle yüzleşmek, sandığımız kadar kolay değil; çoğu zaman kendimizi görmek, bir yabancıya bakmaktan farksızdır. Söylemesi ne kadar kolay olsa da, yapması bir o kadar zordur. Hatta çoğu zaman kendimiz olmaya en yaklaştığımızda, aslında en uzak durduğumuz andır.

 

Hayat, iki perde arası bir sahne sanki. Her gün yeni roller veriliyor bize: arkadaş, evlat, öğrenci, sevgili… Bu rollerin her birinde farklı konuşuyoruz, farklı davranıyoruz, farklı hissediyoruz, hatta farklı düşünüyoruz. Bizi biz yapan iç sesimiz, gerçek benliğimiz; rol oyunları arasında gölgeleniyor. Çünkü yargılanmaktan korkuyoruz. “Ya beni yanlış anlarlarsa, ya sevilmezsem, ya dışlanırsam?” gibi korkularla, içimizde fırtına koparken dışarıya bahar havası yansıtmaya çalışıyoruz.

 

Oscar Wilde’ın da dediği gibi, ancak maske takınca özgürleşiyoruz. Belki bu bir anonim sosyal medya hesabı oluyor, belki ismini gizleyerek yazdığın bir mektup, belki de bir tiyatro sahnesindeki karakterin ağzından dökülen satırlar. Maske, kimliğimizi gizlerken, ruhumuzu en savunmasız hâlde sergiler. Çünkü yüzünü göstermediğinde, içini göstermek daha kolay olur. Ne tuhaf. Birini gerçekten tanımak için onun maskesini bekliyoruz.

 

Bazen düşünüyorum, biz insanlar maskelerle yaşamaya o kadar alışmışız ki, maskesiz kalınca kendimizi bile kaybediyoruz. Kendimize, ‘Gerçekten ben miyim?’ diye soruyoruz. Gerçek duygularımızı bastırmak, zayıf yanlarımızı saklamak, susmak… Bunlar zamanla alışkanlığa dönüşüyor. Ve bir noktada, kendimizi gizlediğimizde, ancak o zaman dürüst olabiliyoruz. Çünkü en derin yarayı, en çok kendimize açarız; ve en acı verici olan da, bu yarayı yalnızca biz iyileştirebiliriz. Yaranın ne kadar farkında olsak da, gözümüze ne kadar çarpsa da, bazen o yarayı iyileştirmek istemeyiz nasıl iyileştirebileceğini bilmemize rağmen… Çünkü bazen o yara, bizi bazı noktalarda durdurur. Yaptığımız hataları tekrarlamamak için bir çözüm olur. Yeri gelir, o yara öyle bir şekilde yüzümüze vurulur ki, bir daha kolay kolay etkilenmeyecek hale getirir bizi.

 

Oscar Wilde’ın bu sözü bende hem bir sorgulama hem de bir kabulleniş hissi yaratıyor. Belki de gerçekten, ‘ben’ dediğim kişiyi en çok maskeyle tanıyabiliyorum. Bu yüzden artık birine sadece gülüşüne, sözlerine değil; sustuklarına, gözlerini kaçırdığı anlara, iç çekişlerine de dikkat etmeye başladım. Çünkü asıl her şey, tüm benliğiyle orada gizli. Maskelerin ardında, insanın en derin korkuları ve en saf duyguları saklıdır; ve bazen gerçek, en çok o maskenin içinde hapsolur.

 

Belki bir gün, maskesiz de cesur olabiliriz. Belki bir gün, sadece kim olduğumuzu göstermekten korkmayız. Ama o güne dek, maskeler hükmeder, biz ise gerçeği ne kadar duymaya çalışsak da, hep bir adım gerisinde kalırız.

(Visited 11 times, 1 visits today)