Mektup

Aden tek başına yaşayan genç bir kızdı. Üniversite okumak için ailesinden uzağa taşınmış ve tek başına yaşamaya başlamıştı. Dün gece sevgilisi ondan ayrılmıştı. Aden ayrılmayı hiç istememesine rağmen karşısındakinin onu istemediğine kendini inandırmıştı ve sevdiği adamın yanında kalması için hiçbir şey yapmamıştı. Bütün gece tavana bakıp düşünürken karşısındakinin onu çok sevdiğine emin olduğunu ve karşısındakinin kendi hataları yüzünden gittiğini anladığında ona “Gitme.”, demediği ve her şeyi düzeltip telafi edebilmek için çabalayacağını söylemediği için çok pişman olmuştu. Her şey için çok geç olduğunu farketmişti. Bunları düşünürken uyuyakaldı. Sabah uyandığında odasını toplarken eski defterlerinin arasında bir mektup buldu. Kimden ya da kime olduğu yazmıyordu. Belki de kendinin olmayan sahipsiz bir mektubu başta açmak istemedi fakat merakına yenik düştü ve okumaya başladı.

 

“Bu mektup kaybolan bize…” yazıyordu ilk satırda. Okumaya devam etti; “Bu yazdıklarımı hiç bir zaman okuyamayacaksın. İşte beni en çok mahveden de bu. Sana bunları yüz yüze söylemeyi çok isterdim ama insanoğlu gururuna yenildiği kadar hiç bir şeye yenilmiyor sanırım. Azcık olsun gururumdan ödün verip sana yalvarabilseydim belki de her şey çok daha farklı olurdu. Senin beni artık sevmiyor olduğunu, benden vazgeçmiş olabileceğini, beni yanında istemediği gerçeğini hiç bir zaman kabullenemicem sanırım. Biliyorum artık beni sevmiyor oluşunun, beni yanında istemiyor oluşunun sebebi benim. Özür dilerim. Seni kaybettiğimi düşünmek çok canımı yakıyor ama hatalarımın bedelini ödüyorum, bu yüzden şikayet edemem. Bugün sen gittin ama ben senden ömrümün sonuna kadar gidemeyeceğim ama öyle gözüküyor ki bir daha sana da gelemeyeceğim çünkü beni yanında istemediğine adım kadar emin oldum. Öncelikle mahvettiğim her şey için beni affetmeni istiyorum. Ben seni kaybettiğim için kendimi asla affedemeyeceğim. Bugün gideceğini söylediğinde elimden hiç bir şey gelmedi, hiç bir şey söylemedim. Evet sana bugün gitme demedim, diyemedim. Gözlerinden okunuyordu gitmeyi ne kadar istediğin. İstenmediğim bir yerde durmayı kendime yediremeyeceğim için dil dökmedim ama söylemek isteyip de söyleyemediğim her şeyi buraya yazıyorum işte. Hani Özdemir Asaf diyor ya “Sana gitme demeyeceğim ama gitme Lavinia.”,diye işte aynen öyle. Sana,“Gitme diyemem eğer gitmek istersen zorla yanımda tutamam seni. Ama eğer hala ufacık da olsa bir umudun varsa gitme sevgilim. Beni yalnız bırakma.”, demeyi çok isterdim ve demediğim için de pişmanım. Belki sonumuz değişmezdi ama keşke söyleyecek cesaretim olsaydı.”, mektup bitmişti.

 

Mektubun arkasını çevirdiğinde ise bir not gördü. Notta şunlar yazılıydı; “Bu mektup kal diyemediğim sevgilime. Benden ayrıldığı gün yazmıştım. O bunu hiç bir zaman okumadı ve okumayacak ama eğer bu mektup bir gün birinin eline geçerse ve biri okursa, ondan vazgeçmemesini rica ediyorum. Kendi doğrularından sapacak, gurursuz gibi gözükecek olsa bile sevdiğine ne söylemek istiyorsa söylemesini, bir kez olsun davranması gerektiği gibi değil, davranmak istediği gibi davranmasını ve içinden ne geliyorsa onu karşısındakine söylemesini rica ediyorum çünkü hayatınızdan kim çıkarsa çıksın bir şekilde yerini doldurabilir ve unutabilirsiniz fakat söylemek isteyip de söyleyemediklerinizin pişmanlığı, boşluğu ya da acısı asla peşinizi bırakmayacaktır. Özetle; Bir gün her şey biter ama söylenmemiş sözlerin izi kalır.”

 

Aden tüm bunları okuduktan sonra biraz duraksadı. Okuduklarının etkisinden çıkamamıştı. Bir kaç saat boyunca iyice düşündü ve notta yazılanları yerine getirmeye karar vermişti. Notu yazan kişinin ricalarını kırmayacaktı. Tüm bu okudukları onu doğru olanın bu olduğuna inandırmıştı ve hızlıca çantasını alıp evden çıktı. İçinde kalan ne varsa söylemek için yola koyuldu..

 

(Visited 19 times, 1 visits today)