Her sabah okula gitmek için aynı yoldan geçiyordu ama bu sabah her şey farklıydı. Gözlerinin önünde birdenbire beliren parlak, altın rengi bir kapı, onu başka bir dünyaya davet ediyordu. Merakı onu içeriye götürdü. Bu boyuta girdiği an arkadaki kapılar kapandı. Geri dönüş yoktu.
Bu boyutta görünürde hiç kimse yoktu. Meraklı yanı incelemek isteyip diğer yanı da incelemekten korktuğu için burada kalmak istiyordu. Tabii ki meraklı yanını takip etti. Araştırdı, inceledi, hiçbir şey bulamadı. Bir tek kendisi ve bu çim dolu alan vardı. Ölmüş müydü? Hiçbir şey bilmiyordu. Ama yürümeye devam ediyordu. Aklını kaybetmeye başlamıştı. Sonunda konuşan bir taş bulmuştu. Bu taş onunla arkadaş olmak istedi, sonra da oldu. Sonra o taş onu bir yere götürdü. Bu yer boştu. O taş ona parmak şıklatmasını istedi. Şıklattı ve birden bire her taraf süsler ve ona tanıdık gelen canlılar görüyordu. Hayvanlar vardı. Garip bir şekilde bu hayvanlar da taş gibi konuşuyordu. Taş “Burası senin yeni evin. Biz de buraya senin geldiğin gibi geldik. Yıllardır çıkış yılını arıyoruz ama bulamıyoruz.” İlk başta bunun üstesinden gelemeyen insan, sonraki günlerde gördüğü yaratık ve diğer canlılarla arkadaş oldu. Görünüşe göre onların hepsi başka bir dünyadan meraktan dolayı geliyormuş. Yeni yaşam alanlarını eve benzetmeyi denerken bir savaş ortaya çıkmış. Bu yüzden her taraf boşmuş. Gün geçtikçe araları daha iyi olan arkadaşlar, yeni dünyalıların geldiğini gördüğünde sevinmiş, özellikle insan çünkü bu dünyalılar, onun arkadaşlarıymış. Etraf böylece daha mutlu olurken birden bire tün olağanüstü varlıklar yok olup her taraf çocuğun eski dünyasına dönmüş. O günden beri o kapıyı, olağanüstü varlıkları ya da o dünyanın bir eseri bile görmemiş.
