Çok uzak diyarlarda cesur ve maceracı bir kız yaşardı. Bu kızın adı Mimi idi. Mimi; 9 yaşında, mavi gözlü, sarı ve kıvırcık saçlı, yardımsever ve hayalperest bir kızdı. Aslında Mimi’nin tek bir hayali vardı: Gerçek bir arkadaş. Yardımsever ve “hayır” diyemeyen bir kız olduğu için herkes onu kullanıyordu. Ama uzun bir sömestr tatili sonrası her şey değişecekti.
O gün kar yağıyordu. Mimi çok sevinmişti fakat bu sevinci uzun sürmeyecekti. Sınıfa girer girmez, en iyi arkadaşı sandığı kız ona artık onunla arkadaş olmadığını söyledi. Mimi neredeyse ağlayacaktı. Artık bir arkadaşı yoktu. Umudu, kurumuş bir orman gibiydi. Zaman sanki hiç geçmeyecek gibi hissetti bizim zavallı Mimi. Derse on dakika vardı ama Mimi bu kısa süreyi sanki bir saatmiş gibi hissetti.
Sıradan bir Türkçe dersinin minik bir kızın hayatını sonsuza kadar değiştireceğini düşünür müsünüz?
Sonunda Türkçe dersi başlamıştı. Meryem Öğretmen içeri girdikten birkaç dakika sonra kapı çaldı. Gelen müdür yardımcılarından Şaika Öğretmen’di. Ama yalnız değildi. Yanında kısa boylu, kahverengi saçlı bir kız çocuğu vardı. Kız tahtaya çıkıp şunları söyledi:
— Merhaba, ben Lili. 9 yaşındayım ve bu okulda yeniyim. En sevdiğim renk turuncu ve en sevdiğim yemek suşi. Büyüyünce hastaları iyileştirecek bir doktor olacağım. Aynı zamanda yazar da olacağım.
Konuşmasını bitirip Mimi’nin yanına oturdu. Mimi’nin umudu yeniden yeşermişti. Kimse kendi isteğiyle onun yanına oturmamıştı. Teneffüste Lili, Mimi’nin yanına gidip oynamayı teklif etti. O günden sonra hep en iyi arkadaş kalmışlar.
