Otuz yaşımın ilk günlerinden biriydi güzün son lütuflarının doğa ana tarafından sunulduğu o günlerden biriydi.Tokyo’nun kalbinde, cam duvarları gökyüzünün mavisini bir ayna gibi yansıtan devasa bir kongre merkezinin önünde duruyordum. Güneş, şehrin üstünde nazikçe yükseliyor; yerden tavana kadar uzanan ekranlarda, “Uluslararası Yapay Zekâ Kongresi 2040 — İnsan ve Makinenin Yeni Dönemi” yazısı dönüp duruyordu.
O parlak camların içinndeki yeni boyuta geçmiştim sanki her şeyi saran yumuşak bir mavi ışık dikkatimi çekti. Zemin, adımların altında sessizce ışıldayan akıllı panellerle kaplıydı her hareketi algılayıp renkten renge geçiyordu. Koridorlarda,bir ışık hüzmesinden çıkan rehberler zarif bir şekilde yön gösteriyor, farklı dillerde kibarca selam veriyordu.
Kimsenin tanımadığı ancak dünyayı ellerinde tutan kimyacılar bilim ilsanları biyologlar hatta şairler insanın içi geçiyor.Kimisinin yanında akıllı yardımcı robotlar sessizce not alıyor, kimisi sanal gerçeklik gözlükleriyle yeni bir yapay zekâ sisteminin arayüzünü test ediyordu. Bir köşede, Japonya’nın meşhur robot müzisyenleri klasik Japon melodilerini çalarken, yapay zekâ tarafından oluşturulmuş dijital sahne arka planı dalgalanan kiraz çiçekleriyle odanın havasını büyülü bir hale getiriyordu.bu büyülü ortamda sakuraların holografik görüntüleri içimize giriyordu adeta.
Konferans salonuna geçtiğimde, dev bir kubbenin altında projeksiyonla oluşturulmuş bir “dijital gökyüzü” karşıladı beni. Konuşmacılar, hologramlar halinde sahneye çıkıyor,biri Tokyo’da, diğeri Berlin’de olmasına rağmen sanki yan yana duruyorlarmış gibi tartışıyordu. Konu, yapay zekânın insan duygularını anlamadaki yeni atılımlarıydı. Her cümlede,hem bir heyecan hem de bir tedirginlik dolaşıyordu havada artık makinelerin sadece düşünmesi hatta hislerinin olmasının sonucuydu bunlar.
Kongrenin sonunda, binayı çevreleyen bahçede sessizce yürüdüm. Etrafımda sakuralar yeniden açmış, ama bu kez her bir yaprakta küçük sensörler, rüzgârın hızını ve hava kalitesini ölçüyordu. İnsan eliyle doğanın arasında bir denge kurulmuş gibiydi. Gözlerimi kapadım, hafif bir melodi dolandı kulağımda bu melodi insanlığın ve doğanın birleşmesini oluşturduğu mekanik ancak ruhani bir tarafı da olan bir melodiydi. O an anladım ki insan insan olana robot robot olana minnet etmesine gerek yokmuş.
