O sabah her şey değişti: hayatım, geleceğim. Değişen sadece benim hayatım değildi, herkes için her şey değişti. Yıllar sonra ilk kez bunu bir yere aktarıyorum ama yapmak zorundayım çünkü artık içimde tutamıyorum. Olanlar tüm sağlığımı altüst etti.
İşte olanlar…
O sabah her zamanki gibi sıkıcı bir güne uyandığımı sanıyordum, oysa hayatımın en normal olmayan gününe uyanıyormuşum. Annemin yıllar sonra dediği gibi: “Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.” Gerçekten de öyle oldu. Normalde kirlilikten gri doğan ışık, o sabah yıllar sonra ilk kez sarı-turuncu tonlarındaydı. Yıllardır her sabah mutsuz olmama neden olan trafik sesi bir anda kesildi. Telefon, araba ya da dün yanımda olan hiçbir şey yoktu. Odamda sadece bir yatak, bir dolap ve bir masa vardı.
Aşağı indiğimde annem ve babam da oradaydı. İkisi de ne olduğunu anlamıyordu ancak beş dakika sonra duyduğumuz şu sesle her şey netleşti:
“Cumhuriyetin ilanından beri tam on yıl geçti ahali! İnan, inanma… tam on yıl!”
İşte o anda anladık. Tabii bazı ayrıntılar sonradan ortaya çıktı…
Bizler, “dün” dediğim gündeki nüfusumuzla birlikte zamanda geriye gitmiştik ve Cumhuriyet’in ilanından tam on yıl sonrasındaydık: 29 Ekim 1920. O gün herkes meydanda toplandı ve şu sözü verdik: Aynı topluma geri dönmeyecektik.
Bu sözü vereli 25 yıl oldu. Bugün 29 Ekim 1935. Şu ana kadar herkes sözünü tutuyor. Ben geleceği göremem ama bence bizi daha iyi bir gelecek bekliyor. O gece tam olarak ne olduğunu kimse bilmiyor ama artık kimse sorgulamıyor da. İyi ki de olmamışız çünkü olmasaydı sonumuz çok kötü olacaktı.
