O Silüet

Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafıma baktım. İçimde sebebini bilmediğim bir huzursuzluk vardı. Ayakkabılarım ıslak kaldırımda ses çıkarıyordu ve bu ritmik ses kafamda çınlıyordu. Etrafımdaki evlerin pencereleri kapalıydı. Sokak boştu, sanki herkes ben gelmeden gitmişti. Elimi cebime atıp anahtarları yokladım. Orada olmaları beni biraz rahatlattı. Ama buraya neden geldiğimi hatırlayamamak içimi daha da sıktı. Zaman yavaşlamış gibiydi. Adımlarım ağırlaştı. Sokak lambasının titrek ışığı altında durup kaldım. Birden arkamdan otobüste benden sonra inen yaşlı teyzenin sesine benzettiğim bir ses duydum. Sokak lambasının titrek ışığı bir anda söndü. Nedense bir ürperdim. Fakat sokak lambası aniden tekrar yanınca önümde duran gulyabani benzeri bir silüet beni karşıladı.

 

Kalbim göğsümde kontrolsüzce atmaya başladı, nefesimin sesi kulaklarımdan beynime işliyordu. Kaçmak istedim ama ayaklarım yerinden kıpırdamıyordu; sanki kaldırıma kök salmıştım. Silüet hareket etmeden duruyor, titrek ışığın altında şekli netleşip yeniden bozuluyordu. Gözlerimi ondan ayırmamaya çalışırken, arkamdaki sokak karanlığa gömülmüştü. Yardım istemek aklımdan geçti ama sesim boğazıma düğümlendi. Bir adım attı; o an, silüetin kulağının ucundaki bıçak yarası benzeri izi gördüm. Artık korkmuyordum çünkü karşımdakini tanıyordum. Bu spor antrenörlerimden Mesut Ağabey idi. Meğer ben otobüsten indiğimde sokağın karşısında beni yağmurda korunaksız yürürken görmüş ve üşütmemem için bana ceketini vermeyi önerecekmiş fakat tam karşı karşıya geldiğimizde sokak lambasının kesilişi onu olduğundan ürkütücü göstermiş. Bunların hepsini öğrenince rahatladım. Beni evinde çaya davet etti. Mesut Ağabey’e gelemeyeceğimi çünkü halama akraba ziyaretine gittiğimi söyledim ve durumumu hoşgörüyle karşıladı.

 

Halama vardığımda geç olmuştu. Gecikmemin nedenini sorduklarında Mesut Ağabey ile yaşananları anlattım. Birkaç saatlik sohbetten sonra halamın evinden ayrıldım ve otobüse bindim. Otobüs bomboştu. Otobüsten indim ve yürüdüm. Islak ama aydınlık kaldırımlarda yürürken zaman yavaşlamış, nefesim ve adımlarım hızlanmıştı. Nedenini bilmeden vücudumda salgılanan yüksek kortizolle başa çıkmaya çalışıyordum. Birden sırtımdan bir ürperti geçti, sokak lambasının ışığı titreyerek söndü. Karanlığa aldırmadan yürümeye devam ettim. Ta ki hissedebildiğim fakat göremediğim bir cisme çarpana kadar. Çarptığım anda iki kolun beni sardığını hissettim ve bir rehavete kapıldım. Geri kalanını hatırlamıyorum. Gözlerimi burada, bir acil odasında açtım. Sağ olsun kapı komşum bulmuş beni. Dediğine göre yerde baygın bir şekilde yatıyormuşum ve beni derhal buraya getirmiş. Fakat bir şey söyleyebilirim ki, anlattıklarım bir rüya olamayacak kadar gerçekçiydi. Bence burada bir şeyler dönüyor ve o silüet hala dışarıda Müfettiş Bey.

(Visited 4 times, 1 visits today)