Ölü Ada

Bugün gün sert bir zeminde uyandım. Yatağım gibi değildi. Deniz kokusu ve martı sesleri içime huzur veriyordu. Bu rüyanın bitmesini hiç istemiyordum. Ancak gözümü açtığımda iki çok önemli şey fark ettim: Bu bir rüya değildi ve artık odamda değildim. Hatta bütünüyle bir yapının bile içinde değildim. Boş bir sahilin ortasındaydım. Etrafta daha önce hiç görmediğim tropik bitkiler, şehirde göremeyeceğiniz hayvanlar vardı ancak olmayan bir şey vardı o da insan yerleşkesiydi. Tamamen boştu burası.

Etrafta gezindikçe ve ormanın içine daha çok girdikçe metrelerce uzunlukta ağaçlar, devasa kayalıklar, hayvan yuvaları ve bütün bunların ortasında, yani adanın tam merkezinde kocaman bir volkan duruyordu. Volkanın üstüne çıkma isteğiyle harekete geçtim ve yavaş yavaş dağı tırmanmaya başladım. ancak bu dağa çıkmak oldukça zordu çünkü erozyon sonucu sadece kuru toprak kalmıştı ve kuru toprağa tutunmak oldukça zordu. En sonunda en tepeye kadar çıktım ve volkanın içine doğru baktım. Görünüşe göre volkan aktif değildi ve patlama ihtimali yoktu. Bu içimi az da olsa rahatlattı. Dağdan aşağı inmek de bir hayli zordu ve uzun bir zaman almıştı.

Hala aklımda birkaç önemli soru vardı. Mesela “Bu adaya nasıl düştüm?” ve “Nasıl hayatta kalacağım ben burada?” öne çıkan sorulardı. Ama şuan önemli olan 2. soruydu. Bir hayvan avlayıp onu pişirmek aklıma geldi ama çoğu hayvanın zehirli olup olmadığını bilmiyordum. O yüzden fantastik işlere kalkışmak yerine günlük hayatta yediğimiz hayvanlardan yemeye karar verdim. En kötü ihtimalle sürüsünden ayrılmış bir yaban domuzu pişiririm diye düşündüm. Ondan sonra yemek pişirmenin koku yapacağı aklıma geldi. Et pişirmek koku saçacağından vahşi hayvanları tetikleyebilir ve bunun sonucu olarak aslan vaşak benzeri hayvanlara enfes bir akşam yemeği olacağım anlamına gelebilirdi. Bunu tabii ki belli sebepler yüzünden istemiyordum o yüzden bitkisel yemekler düşünmeye başlamıştım ancak burada olan bitkilerden hiçbiri yenilebilir durmuyordu ve sağlığımı riske atmak istemediğimden etin daha sağlıklı bir seçim olduğunu düşündüm. Bu kendimi korumak için farklı yöntemler düşünmeye başladım. Üç farklı çözüm aklıma geldi. Bunlardan ilki kendime küçük barınak benzeri bir şey yapmaktı ancak bu karbondioksit zehirlenmesine yol açabilirdi ama tek sıkıntı o değildi. Barınak yapacak malzemem yoktu. Bu yüzden bu fikir hızlıca elendi. İkinci fikrim kamp ateşinin 3 metre veya daha uzağına odunlardan yapılmış bir ateş çemberi yapmaktı ancak onun çok uzun sürmeyeceğini düşündüm ve bu fikri de eledim. Üçüncü ve son fikrim fazladan hayvan avlayıp vahşi hayvanlarla bir kısmını paylaşmaktı. Bu adada ne kadar daha kalacağımı bilmiyordum bu yüzden birkaç arkadaş iyi olur diye düşündüm.

Yemek avlamak için hızlıca yola koyuldum. Hayvan ararken yoldan keskin birkaç taş topladım ve pijamamın cebine koydum. Ve tam önümde üç tane sürüden ayrılmış inek vardı. Onları dağıtmak istedim çünkü birbirlerini korumayı deneyebilirler diye düşündüm. yumruk boyutunda bir taş aldım ve ortalarına attım. Korkmuş olacaklar ki kaçışmaya başladılar. İki tanesi aynı yöne gitti ama biri farklı yöne koşturdu. ben de tek gidenin arkasından gittim. Arkasından yavaşça yaklaştım ve üstüne atladım. Beni korkmuş bir şekilde üstünden atmaya çalıştı. Ama ben düşmeden hemen önce boğazını kesip onu öldürmeyi başardım. Tam olarak o anda düşündüğüm şey avcılık işinin ne kadar iğrenç olduğuydu ama bunun böyle bir durumda bir önemi yoktu. İneği taşımak başka bir problemdi. Ortalama bir inek 300 ila 450 kiloya kadar olabildiğinden yerde sürüklemekten başka seçeneğim yoktu. Tekerlekli bir araç yapmak çok iyi olurdu ama yeterli malzemem yoktu. En az 15 dakika boyunca ineği taşıdıktan sonra sonunda onu kamp ateşimin yanına götürmüştüm. Daha efektif çalışmak adına birazını yemeye karar verdim. İneğin derisini yüzmeye başladım. İneğin derisini tamamen yüzdükten sonra bacağından bir parça koparıp ısıtmaya başladım. O ısınırken ben de ormana sarmaşık toplamaya gittim. Sarmaşığı ip gibi kullanıp derilerden kendime bir uyku tulumu benzeri bir şey yapacaktım. Orman den yaklaşık 10 tane sarmaşık topladıktan sonra geri döndüm. Et neredeyse pişmek üzereydi. Ben de etim pişerken inek derisine delikler açtım. Eti yedikten sonra tamamen doymuştum. Ve biraz daha hayvan avlamaya karar verdim.

Güneş batana kadar hayvan avladıktan sonra iki inek, iki yaban domuzu, üç koyun ve 8 tavuğum olmuştu. Derilerle kendime başarılı bir şekilde uyku tulumunu yapmayı başarmıştım ve hatta içini tüylerle bile doldurmuştum. Gece için hazırdım ancak daha yapacak şeylerim vardı. Yine acıkmıştım ve çiğ et kokusunun bazı hayvanları bana çekmeye başladığını fark etmiştim. Çünkü çiğ etler dışında etrafımda 8 tane vaşağın olmasının bir nedeni olamazdı. Onlara bir koyunu parçalara ayırdım ve onlara verdim ama ilgili durmuyorlardı. Bana doğru yürümeye devam ettiler. Biri üstüme atladı ve kolumu ısırdı. Öbürü de boynuma tam atlayacağı sırada Kendi yatağımda uyandım.

Sanki o adada hiç bulunmamışım gibi müstakil evimdeki yatağımda uyandım. Ama garip bir şeyler vardı. Dışarda 3 köpeğin hırladığını duyuyordum. Yatağımdan tam kalkmak üzereyken dışarıdan kulak zarı patlatabilecek derecede yüksek sesli bir uluma sesi geldi. Dışardan gelen sesle irkildim. Pencereye doğru  koştum. Gördüğüm şey üç başlı siyah bir köpekti. Ama bana arkası dönüktü. Sonradan bir şey fark ettim. Bu Kerberos’tu. Yunan mitolojisinde yaşam ve ölüm arasındaki sınırı simgeleyen bir figürdü. Bu da demek oluyor ki ben çoktan ölüydüm. Adada hiç bulunmamıştım. odamdan çıktım ve alt kata indim. Orada siyah bir figür duruyordu. Bana masadaki  gazeteyi işaret ediyordu. Masaya yaklaştım ve gazeteyi elime aldım. Başlıkta şunlar yazıyordu:”22 yaşındaki gence bisiklet sürerken kamyon çarptı. Zamanında hastaneye yetiştirilemeyen genç kan kaybından hayatını kaybetti.”. Gazete başlığı benden bahsediyordu. Siyah figüre döndüm. Bu sefer kapıyı işaret ediyordu. Kapıdan çıktığımda karşımda büyük bir mezarlık vardı. Ve ortasında da benim mezarım. Üstüne 5 gül bırakılmıştı. Tekrar arkamı döndüğümde siyah figürün elinde bu sefer bir tırpan vardı. Tırpanı artık fiziksel olmayan vücuduma doğru salladı ve tırpanın ucuna soluk bir ateş takıldı. O ateş benim ruhumdu. Bilincim kapanmadan önce son gördüğüm şey siyah figürün ruhumla birlikte göğe doğru yükselişiydi.

(Visited 9 times, 1 visits today)