O gün uyandığımda değişik hissettim. Sanki duyamıyordum. Görüyordum ama ne duyabiliyor, ne de diğer üç duyu organımı çalıştırabiliyordum. İlk başta bu durumu eğlenceli buldum, ama sonra yemek yiyemediğimi, annemle konuşamadığımı ve dokunamadığımı fark ettim; artık bunun dozunun bir tık arttığını gördüm.
Bunun sadece bende olduğunu sanmıştım ama dışarı çıktığımda herkesin aynı durumda olduğunu fark ettim. Anlamamıştım; belki bir gün, belki çok daha uzun bir süre boyunca sadece görme duyumuzla kalmamız istenmişti. Çok garipti.
Birinci sınıfken hep bir tek görme duyusuyla yaşayabileceğimizi düşünmüştüm ama meğer hepsi bizim için çok önemliymiş. Ama ne yapalım, artık böyleydi.
Birden irkildim ve fark ettim ki uyanmıştım. Neyse ki bu sadece bir rüyaydı, aslında bir kabus.
O günden beri artık beş duyu organımın da kıymetini bilerek, ayrım yapmadan bir hayat yaşamaya karar verdim. Tahminime göre o kabus tesadüf değildi. Bence bu, biz insanların çoğu zaman kıymetini bilmediğimiz nimetlerimize karşı daha dikkatli olmamız için bir uyarıydı.
