İnsan kendi kendini mi sınırlar, yoksa toplum tarafından mı kısıtlanır? Atatürk’ün fikir hayatının şekillenmesinde önemli etkisi olan düşünür Jean Jacques Rousseau, toplumun özgür doğan insanları kurallar, yasalar ve yargılamalarla kısıtladığını söylemiştir. Kimse kendi fikirlerine, isteklerine göre yaşayamaz; akıllarında hep “İnsanlar ne düşünecek?” sorusuyla hareket ederler. Peki, bu düşünce ne kadar doğru? Ben şahsen en azından ikinci kısmına katılıyorum. Fakat bence hiçbir insan zaten özgür doğmaz; hep bir toplum içindedir ve küçük de olsa, çocuk da olsa, sürekli o toplumun kurallarına göre yaşar, ister annesinin ya da babasının davranışlarıyla, ister kendi davranışlarıyla.
Peki, “Özgürlük, insanın kendine karşı sorumluluk alabilmesidir” diyen Nietzsche haksız mı? İkisi de aynı anda haklı olamaz mı? İnsanlar sorumluluk aldıkça, kendi kendine yetebildikçe ve bağımsızlaştıkça özgürleşmez mi? Rousseau’ya hak veriyorsak Nietzsche’nin bu sözünü bir kenara atıp görmezden gelemeyiz. Bu durumda birini tamamen haklı olarak seçmek, sadece o bakış açısından bakmak olur. Çünkü bir insan, kendi sınırlarını aşmadan, yapabileceklerini farkına varmadan ve kendisi için bir şeyler yapmadan özgürleşemez. Hiç kimse özgür doğmaz, fakat kimse de yaşama biçimleri nedeniyle toplumdan kaçamaz ve her zaman belli sınırlar içinde kendi özgürlüğünü yaratmaya çalışır. Başarabilen onca insanın yanında, bizler ise olabildiğince özgürleşmeye çalışarak yaşayıp gidiyoruz.
