Pencereden Gelen Işık

Ali, küçük bir kasabada tek başına yaşıyordu. Evi eskiydi ama düzenliydi. Sabahları erken kalkar, çayını hazırlar ve pencerenin önüne otururdu. Hayatı hep aynıydı; günler sessizce geçerdi. Ali bazen bu sessizliği sever, bazen de ondan sıkılırdı. İnsanlarla çok fazla konuşmazdı. Kasabada onu tanıyanlar, sakin biri olduğunu söylerdi.

O sabah hava çok garipti. Gökyüzü griydi ama yağmur yoktu. Rüzgâr esmiyor, her şey durgun görünüyordu. Saatine baktı, her şey normaldi. Yine de içinde tuhaf bir his vardı. Kalbi hızlı atıyordu ama nedenini bilmiyordu. Sanki görünmeyen bir şey yaklaşıyordu.

Bir anda pencereden farklı bir ışık içeri girdi. Bu ışık ne güneş ışığıydı ne de lamba ışığı. Yumuşaktı ama aynı zamanda güçlüydü. Odayı yavaşça doldurdu. Ali yerinden kalkamadı, sadece nefes alıp verdi. Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.

Işık girince oda değişti. Duvarlar daha genişmiş gibi görünüyordu. Eşyalar sessizce yer değiştirdi. Saatin tik tak sesi durdu. Ali korktu ama aynı zamanda merak etti. Işık ona geçmişini hatırlattı: çocukluğunu, arkadaşlarını ve yarım kalan hayallerini düşündü. Uzun zamandır unuttuğu duygular yeniden ortaya çıktı.

Ali pencereye yaklaştı. Dışarı baktığında kasabayı göremedi. Onun yerine uzun bir yol vardı. Yol boştu ama karanlık değildi. Yolun sonunda hafif bir aydınlık görünüyordu. Ali, bu yolun ona yeni bir başlangıç sunduğunu hissetti.

Bir süre durdu ve düşündü. Hayatı boyunca beklemişti. Belki de artık yürüme zamanıydı. Derin bir nefes aldı. İlk kez değişimden korkmadı. Bir adım attı. Işık onu sardı. Arkasında kalan ev sessizce kayboldu. Ali yürümeye başladı ve yol, onunla birlikte ilerledi.

(Visited 7 times, 1 visits today)