Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.
Cesur odasında yerde uzanmış, oyuncak arabalarıyla yol yapıyordu. Dışarıda rüzgâr esiyor, perdeler sallanıyordu. Birden pencere camı parladı. Odaya bir ışık doldu.
Cesur yerinden kalktı. Gözlerini kocaman açtı.
“Bu da ne?” diye fısıldadı.
Işık duvara vurdu. Tavana tırmandı. Sonra yavaşça yerde bir noktada toplandı. Işığın içinden minik bir kapı belirdi. Kapı açıldı ve içinden küçük, parlak bir robot çıktı.
Robot Cesur’a baktı.
“Merhaba” dedi.
Cesur şaşırdı ama korkmadı.
“Merhaba” diye cevap verdi.
Robot odanın içinde dolaşmaya başladı. Bir anda oyuncak arabalar hareket etti. Tren rayında kendi kendine ilerledi. Top zıplayarak Cesur’un önüne geldi. Cesur kahkaha attı.
Sonra robot pencereye yaklaştı. Dışarıyı işaret etti.
“Gel” dedi.
Cesur pencereye baktı. Bahçede her şey ışıl ışıldı. Ağaçlar parlıyor, kuşlar uçuyordu. Ama Cesur odasından çıkmadı. Robot bunu anladı.
Robot Cesur’un eline küçük bir ışık bıraktı.
“Bu senin” dedi.
Sonra tekrar ışığın içine girdi. Kapı kapandı. Işık yavaşça kayboldu. Oda sessizleşti.
Cesur elindeki ışığa baktı. Işık güven veriyordu.
Cesur gülümsedi.
O gece yatağına yattığında ışığı başucuna koydu.
Gözlerini kapattı.
Ve biliyordu.
Işık bir gün yine gelecekti.
