Pencereden Sızan Işık

Kasaba, kış gecelerinin sessizliğine gömülmüştü. Rüzgâr, eski evlerin çatılarında uğulduyor, sokaklar neredeyse nefes almayı bile unutmuş gibi duruyordu. Defne, dedesinden kalan bu evde yalnızdı. Duvarlardaki saat durmuş, zaman sanki bu evde akmayı reddetmişti. Masanın başında oturmuş, geçmişten kaçmaya çalışırken düşünceleri bir türlü susmuyordu.

Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Işık, beyaz değildi; maviyle altın arasında titreşen, sıcak ama ürkütücü bir renge sahipti. Defne, kalbi hızla atmasına rağmen yerinden kalktı. Işık, odanın ortasına yayıldıkça eşyalar eski hâllerine dönüyordu. Kırık sandalye sapasağlam duruyor, solmuş fotoğraflar yeniden canlanıyordu.

Bir anda, odada yalnız olmadığını hissetti. Işığın içinden silik bir siluet belirdi. Bu, yıllar önce kaybettiği annesiydi. Defne konuşmak istedi ama sesi çıkmadı. Annesi gülümsedi; bu gülümseme, Defne’nin içinde yıllardır taşıdığı suçluluğu hafifletti.

Işık yavaşça sönmeye başladığında siluet de kayboldu. Oda yeniden sessizliğe büründü. Saat, yıllar sonra ilk kez çalışmaya başladı. Defne, gözlerinden süzülen yaşları sildi ve derin bir nefes aldı.

Anladı ki bazı ışıklar, karanlığı yok etmek için değil, insanın içindeki yaraları iyileştirmek için gelirdi. O geceden sonra Defne, geçmişten kaçmak yerine onunla yaşamayı öğrendi.

(Visited 2 times, 1 visits today)