“Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.” O sabah uyandığımda bunun sıradan bir gün olacağını sanmıştım ama o ışık bunu tamamen değiştirdi. Odamın duvarları hafifçe titrer gibi oldu ve ışık, sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyormuş gibi dalga dalga yayıldı. Önce gözlerime inanamadım çünkü ışığın içinde küçük parıltılar vardı; sanki minik yıldızlar odamda dolaşıyordu.
Merakıma engel olamadım ve ışığı takip ederek dışarı çıktım. Sokak normal görünüyordu ama adımlarım ilerledikçe her şeyin değiştiğini fark ettim. Önce yolun kenarındaki ağaçlar uzamaya başladı; dalları göğe kadar uzanıyor gibiydi. Ardından, hiç duymadığım bir ses işittim. Kanat çırpan bir yaratığın sesi… yukarı baktığımda dev bir ejderha gökyüzünde dolanıyordu. Ejderha beni gördü ama saldırmadı, sadece bir tur attı ve dağın arkasına doğru kayboldu.
Işığı takip etmeye devam ettim ve kısa süre sonra önümde garip bir kapı belirdi. Bu kapı, havada asılı duruyordu ve kenarlarında mor renkli kıvılcımlar vardı. Kapının nereye açıldığını bilmiyordum ama ışık doğrudan oraya gidiyordu. Korktum ama aynı zamanda çok heyecanlandım, bu yüzden derin bir nefes alarak kapıdan geçtim.
Bir anda kendimi bambaşka bir dünyada buldum. Gökyüzü mavi değil, turuncuya çalıyordu. Etrafımda büyük çiçekler, parlak taşlarla kaplı yollar ve uzaklarda yürüyen orklar vardı. Fakat bu orklar düşündüğüm gibi kötü görünmüyordu; bazıları yük taşıyor, bazıları da çocuklarla oynuyordu. Yanımdan bir unicorn geçti; tüyleri bembeyazdı ve boynuzu gökkuşağı gibi parlıyordu. Unicorn bana bakıp başını eğdi, sanki “Hoş geldin” der gibiydi.
Tam etrafı anlamaya çalışırken bir cüce bana doğru koştu. “Sen Işık Kapısı’ndan geçen çocuksun!” dedi. “Demek kehanet doğruymuş!” Ne kehaneti olduğunu sordum ama cüce sadece gülüp onu takip etmemi söyledi.
Beni büyük bir tepenin üzerine götürdü. Burada taş bir masanın üzerinde eski bir kitap duruyordu. Kitabı açtığımda ilk sayfada şu yazıyordu:
“Bu dünya senin yardımını bekliyor. Çünkü ışığı gören kişi her zaman bir seçim yapar.”
O anda anladım ki bu dünya sadece bir hayal değil, benim için hazırlanmış bir görevdi. Ve artık geri dönmek istemiyordum.
Cüce kitabı kapatıp bana baktı. “Seçim senin,” dedi. Bir an düşündüm çünkü her şey hızlı olmuştu ve ne yapmam gerektiğini tam bilmiyordum. Etrafıma baktım; unicorn hâlâ oradaydı, orklar işlerine devam ediyordu ve gökyüzü turuncu ışıklarla hafifçe parlıyordu.
Sonunda içimde basit bir his oluştu: Bir süre burada kalıp ne olup bittiğini anlamalıydım.
“Tamam,” dedim. “Yardım etmeyi denerim.”
Cüce başını salladı. “Zaten beklediğimiz cevap buydu.”
Böylece birlikte tepenin aşağısına doğru yürümeye başladık. Yolun nereye çıktığını bilmiyordum ama artık bundan çok da korkmuyordum. Çünkü bazen bir dünya, insan merak ettiği için başlar.
Ve ben de artık merak ediyordum.

