Eğer ben renklerle duygularımı anlatabileceğim bir şehirde yaşasaydım, çok eğlenirdim. Çünkü orada insanlar renkler içinde yaşarlardı. Ben mutluluğun rengini sarı, üzüntünün rengini mavi, kızgınlığın rengini kırmızı, iğrenmenin rengini yeşil ve korkunun rengini mor yapardım.
Ancak böyle bir şehirde yaşamanın bazı zorlukları da olurdu. Mesela duygularını gizlemek istediğinde, insanlar renklerden senin o duyguyu yaşadığını anlayabilirdi. Çünkü hayalimdeki şehirde hangi duyguyu yaşarsan, vücudunun bir bölgesi o renge bürünürdü. Böylece herkes o an mutlu, üzgün ya da kızgın olup olmadığını fark edebilirdi. Annen veya babana herhangi bir şey için üzgün olduğunu söylemek istemesen bile, maviliğinden bunu anlayabilirlerdi.
Bununla birlikte bu şehirde renklerin yoğunluğu da duygulara göre değişirdi. Duygun ne kadar yoğunsa renk de o kadar koyulaşırdı. Örneğin biraz üzgünken açık mavi olurken, çok üzgünsen laciverte dönerdin.
Bence insanlar böyle bir şehirde yaşasalardı, hem duygularını saklamanın zor olduğu hem de her an rengârenk görünen bambaşka ve eğlenceli bir hayat yaşarlardı.
