Benim kasabamda insanların duygularını ten renklerinden anlayabilirsiniz. Pek anlamadınız biliyorum; bu yüzden size Renk Kasabası’nda bir günümü anlatacağım.
Sabah uyandığımda ilk işim kahve içmekti. O gün kahvemi içerken bir anda vücut rengim pembe oldu. Bunun nedeni, kahve içerken mutlu olmamdı. Kasabamda her rengin bir duyguya karşılık geldiğini bilirsiniz. Örneğin mutluluk pembe, tiksinti yeşil, üzüntü ise mavi rengi temsil ediyordu.
Kahvemi içtikten sonra üstümü değiştirip işime doğru yola çıktım. Yolda kavga ettiğim bir arkadaşımın karşıma çıktığını gördüm. Onun rengi bir anda kırmızı oldu; çünkü bana sinirlenmişti. Benim de rengim kırmızıya döndü. Tam o sırada yoldan geçen bir arkadaşım olan Elif yanıma gelerek “Benimle parka dondurma yemeye gelir misin?” diye sordu. Teklifini kabul ettim ve kavgalı arkadaşımın renginin beyaza döndüğünü, benim rengimin de beyaza geri döndüğünü gördüm. Kasabamızda insanların normal rengi beyazdır ve insanlar burada iki yıl yaşadıktan sonra tenleri kalıcı olarak beyaz olur.
Parkta dondurmamızı yedikten sonra işime gittim. İş çıkışı vücut rengimin siyah olduğunu fark ettim. Siyah renk, çok yorgun olduğumuz zamanlarda ortaya çıkar ve su içene kadar geçmez. Hemen su içtim ve rengim tekrar beyaza döndü. Akşam yemeğinde en sevdiğim yemek olan pizzamı yerken ten rengimin pembe olduğunu fark ettim. Artık yorulmuştum ve eve gidip uyudum. Uyuduğumda rengim kahverengi oluyordu.
Yani anlayacağınız, bu kasabada duygularımız renklerle ifade ediliyordu.
