Renkler ve Hayaller

Yeni açmış çiçekler, yağan şiddetli yağmurdan sırılsıklam olmuş bir vaziyetteydi. İç karartıcı, gri gökyüzü; içimi açan ve ağaçların gölgesini yansıtan güneşin ortaya çıkmasıyla kaybolmuştu. Güneşin ortaya çıkmasının sonucu rengarenk, parlayan bir gökkuşağı oluştu.

Kırmızı beni sevginin ve dürüstlüğün yoluna sürükledi. İçimi bir mutluluk kapladı. Sanki aşıklar gibi herkes birbirine şefkatli bakıyordu. Birden bu ortam, zifiri karanlık ve buz kesmiş gibi soğuk olmuştu. Birbirine sevgiyle yaklaşanlar şimdi kavgaların içinde boğuluyordu. Kan, vahşet derken bu görüntüye daha fazla katlanamazdım; diğer renge doğru yöneldim.

Turuncu renkte açlık ve kıtlık yoktu. Herkes doya doya istediğini yiyordu; kimse hiçbir şeyin miktarını önemsemiyordu. Rengarenk meyveler, iştahı açan yemekler… Ancak bir anda bütün yemekler yok olmaya başladı ve insanlar adeta kemikten ibaretti. Açlıktan çökmüş yüzler, zayıf bedenler, titreyen eller… Biraz önce bolluk içinde olan bu yer şimdi ıssız ve sessizdi. Toprak kupkuruydu, ağaçların dalları bomboştu. İnsanlar çaresizce yere eğilmiş, bir kırıntı bile bulabilmek için etrafa bakınıyordu. İçimde garip bir huzursuzluk hissettim ve hemen bir sonraki renge doğru yöneldim.

Yeşilde is gökyüzü masmavi, hava tertemizdi. Fabrikaların yerini yemyeşil parklar almıştı. Kuşlar dalların arasında şarkılar söylüyor, insanlar toprağa çıplak ayakla basıyordu. Ama aniden gökyüzü karardı, her yeri duman kapladı. Ağaçlar devrildi, sular çekildi, havada keskin bir yanık kokusu oluştu. Soluduğum hava ağırlaştı, nefes almakta zorlanıyordum. Az önce huzurlu olan dünya aniden yok olmuştu. Burada daha fazla duramazdım, hemen mavi renge doğru yöneldim.

Bu sefer adaletin hakim olduğu bir yerdeydim. İnsanlar eşitti, kimse haksızlığa uğramıyordu. Mahkemelerde tarafsız kararlar alınıyor, sokaklarda korku yerine güven vardı. Fakat birkaç saniye içinde her şey değişti. Güçlüler zayıfları ezmeye başladı, suçsuz ve masum insanlar hapse atıldı. Sessiz çığlıklar gökyüzüne karıştı, yüzlerde umut yerine korku vardı. Ayak seslerim bile ürekekleşmişti. Burası da düşündüğüm gibi değildi.

Gökkuşağının son rengi olan mora ulaştığımda, burada herkesin her istediğine sahip olduğunu gördüm. İnsanlar mutlu görünüyordu, her şey mükemmel gibiydi. Ama bir süre sonra fark ettim ki kimse hiçbir şeye gerçekten değer vermiyordu. Elde etmek için çaba harcamadıkları şeyler onlar için artık sıradanlaşmıştı. Gözlerindeki boşluk, renklerin canlılığına rağmen burayı solgun gösteriyordu. Dünya tam hayalimdeki gibi olmuştu ama gerçeğin sıcaklığı kaybolmuştu.

İşte o an fark ettim. Mükemmel bir dünya, sadece hayallerde güzeldi. Gerçek dünyadaki sorunlar, sadece gökkuşağının altından geçerek çözülemezdi. Yavaşça geri adım attım ve gözlerimi açtım. Yağmurun ardından doğan güneş, toprağı ısıtıyordu. Gökkuşağı hala oradaydı ama artık ona farklı gözle bakıyordum.

(Visited 11 times, 1 visits today)