Sabah okulda arkadaşlarımla ebelemece oynuyorduk ve çok eğleniyorduk. Ama birden gökyüzünde büyük bir kara bulut belirdi. Bu kara bulut, bize doğru renkler yağdırmaya başladı. Bu renkler bizim duygularımızı temsil ediyordu: mavi mutluluğu, kırmızı öfkeyi, siyah ise üzüntüyü gösteriyordu. Ne kadar kaçsak da renkler kafamızın üzerine yerleşti.
Ders başladığında hepimiz mutlu bir şekilde sıralarımıza oturduk ve derse hazırlandık. İlk ders Türkçe idi ve bugün grup çalışması yapacaktık. Arkadaşlarım Sarp, Ahmet, Kuzey, Ediz bir grup olurken ben Yağız, Arda ve Sarp ile kaldım. Kendimi üzgün hissettim, duygularımı içimde tutmaya çalıştım ama rengim yine de bunu gösterdi. Sarp ve diğer arkadaşlarım üzüldüğümü fark edip beni yanlarına aldılar ve bu sayede mutlu oldum.
Birkaç saat sonra okul bitmişti ve Sarp’larla yaptığımız etkinlik sayesinde kendimi çok mutlu hissettim. Bu, günün olumlu yanlarından biriydi.
O gün ayrıca nöbet sınıfına kaldım. Nöbette Arın vardı. Ben ne yaparsam yorum yapıyordu; örneğin mutlu olduğumda ve sevinirken “Neye seviyorsun ya?” diyerek beni kızdırıyordu. Bugün de aynı şey oldu. Normalde mutlu olduğum hâlde Arın bunu küçümsedi. Onun kafasındaki renk mavi yanıyordu; yani dışarıdan kızgın görünse de içinde beni kızdırmaktan hoşlanıyordu. Ben çok kızdım ve rengim kırmızıya döndü. Oturup sakinleşmeye çalıştım. Ona “Bana neye kızıyorsun?” dediğimde, Arın biraz daha mutlu oldu. Beni gerçekten gıcık etmişti.
Okul çıkışında ismim tahtada yazdı ve eve gittim. Eve vardığımda ailemle birlikte vakit geçirdim ve mutlu bir şekilde uyudum. O gece duygularımı mavi renk ile hissettim.
