Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Ege çok çabalıyor ama bir türlü uyuyamıyordu. Bu tuhaf ışığın nereden geldiğini çok merak ediyordu. Ege yatağından kalktı ve ışığa doğru yaklaşmaya başladı. Bir anda ışığın içine çekildiğini hissetti. Ege, tuhaf ışıktan kurtulamıyordu. Gözleri kamaştı çünkü gelen ışık çok güçlüydü.
Bir süre sonra kendini başka bir dünyada buldu. Kendini bulduğu dünya da o gördüğü ışık kadar tuhaftı. Fakat garip bir şekilde kendini hiç olmadığı kadar iyi hissediyordu. Etraf, kendi yaşadığı dünyanın aksine çok yeşil ve çok güzeldi. Birazcık burayı anlamaya çalıştıktan sonra bir şey fark etti. Burada, birbirinden çok farklı hayvanlar hep birlikte uyum içinde yaşıyor ve hiç birbirlerini dışlamıyorlardı.
Ege içinden “Keşke bizim yaşadığımız dünya da böyle olsa, farklılıklar birbiriyle uyumlu, dünyamızı renklendiren şeyler gibi görünse.” diye geçirdi. Ama Ege artık ailesini ve arkadaşlarını özlemişti, kendi dünyasına dönmek istiyordu. Orada yaşayan varlıklarla iletişim kurmaya çalıştı ve bunu başardı. Dünyasına bu uyumu getirmek için seçilmiş kişi olduğunu öğrendi.
Dünyasına geri döndü, ailesini gördüğünde çok sevindi. Artık okulda kimseyi dışlamıyor, arkadaşlarını elinden geldiğince oyunlara dâhil etmeye çalışıyordu. Bu tuhaf ışık hiç sönmeyecek ve ona, farklılıkların her zaman var olup dünyayı renklendireceğini fısıldayacaktı.
