Bir anda kendimi koca bir stadyumun ortasında buldum. Tribünler doluydu, herkes tezahürat yapıyordu. Yanıma döndüğümde Mauro Icardi bana bakıp gülümsedi: “Hazır mısın?” dedi. Şaşkınlıkla topa baktım, sonra ona: “Seninle aynı takımda mıyım?” dedim. Gülümseyerek “Bu gece sadece oyunun değil, hayalinin parçasısın.” dedi.
Beraber sahaya çıktık. Paslaştık, şut attık, rakipleri bir bir geçtik. Icardi her attığı gol sonrası beni işaret ediyordu. Taraftarlar adımı haykırıyordu! Maçın son dakikasında penaltı kazandık. Icardi topu elime verdi: “Bu an senin.” dedi. Derin bir nefes aldım, vurdum… Gol!
Maçtan sonra soyunma odasında Icardi omzuma dokundu: “Unutma, başarı önce hayal etmekle başlar.” dedi. Tam teşekkür edecekken stadyumun sesi uzaklaştı, gözlerimi açtım. Sabah olmuştu.
Ama içimde o maçın heyecanı hâlâ taptazeydi. Bu olayı arkadaşlarıma anlattım ama kimse inanmadı. Çünkü futbol izlemiyorlardı. Ben de maçı gösterdim ve şok oldular. O günü asla unutmayacağım. Hayatımın en özel günüydü.
